| Mete Han M.Ö. 174 yılında
öldüğü zaman, mülkî ve askerî teşkilatı ile, iç ve dış siyaseti ile, dini ile,
ordusu ve harp tekniği ile, sanatı ile yüksek vasıflı bir cemiyet halinde daha sonra
asırlar boyunca Türk devletlerine örnek vazifesi görecek olan, tarihen malum ilk Türk
siyasî teşekkülü, “Büyük Hun İmparatorluğu” kudretinin zirvesinde bulunuyordu.
Mete Han’ın oğlu Tanhu Ki-ok (M.Ö. 174-160) bu haşmeti muhafaza etmeğe çalıştı.
Yurtlarından
atılan Yüe-çi’lerin Afganistan’da Baktria bölgesinde, vaktiyle İskender
tarafından kurulmuş olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166) kalabalık
ordusu ile Çin’e girerek başkenti Ch’ang-an yakınındaki imparator sarayını yakan
Ki-ok, bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî münasebetini dostane bir
şekilde devam ettirmek için yanlış bir adım attı: Bir Çin prensesi ile evlendi ve
bu suretle ileride, Çin ile temasa gelen hemen bütün Türk devletleri bakımından
kötü neticeler verecek bir çığır açmış oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki bu
tür yakınlaşmalar, her zaman Çin'in hile makinesinin harekete geçmesi için fırsat
teşkil etmiştir.
Hun
merkezinde Çinli Prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hun
imparatorluğu topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türkler ve tabi kavimler
arasında propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten düşürmeğe
çalışıyorlardı. Bundan başka, ticaret malı olarak memlekete sokulup Hun ileri
gelenleri arasında revaç bulan Çin ipeği, lüks zevki yolu ile rehaveti artırmakta
idi.
|