|
Çiçi'nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ile
anlaşma yaparak (M.Ö. 43), devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesine
nakleden, fakat M.Ö. 36'dan itibaren tekrar Çin tabiliğine giren Ho-han-yeh (ölm.
M.Ö. 31)'e bağlı kütleler, onun evlatları tarafından bir müddet idare edildikten
sonra, tekrar toparlanmağa başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı olduğu
anlaşılan Yu (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M. 1846) Çin'e karşı istiklallerini elde
ederek doğuda Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan geniş bölgeyi tekrar
idarelerine almağa muvaffak olmuşlardı.
Fakat Yu'nun ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun süren
kıtlık yıllarının sebebiyet verdiği çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede baş
gösteren açlık Hunları müşkül duruma soktu. Yu'nun oğlu Tanhu P'unu'ya karşı
mücadele açarak kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen P'unu'nun yeğeninin orada
kendini Tanhu ilan etmesi hadisesi (M. 48) Hunları tekrar ve artık bir daha
birleşememek üzere ikiye ayırdı: Kuzey Hunları (Kuzey veya dış Moğolistan'da) ve
Güney Hunları (Güney veya iç Moğolistan'da).

|
Böylece M. 48'de aynı siyasî
vasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti arasındaki büyük fark, Güneydekinin Çin
tabiiyetini devam ettirmesi, Kuzey devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundan
başka, Güney Sibirya, Cungarya ötesine kadar Batı ve İç Asya'da iktisadî ehemmiyeti
bilinen bütün şehir devletleri de Kuzey Hun devletinin idaresinde idi. |
Dolayısiyle siyasî ve askerî Çin saldırılarının ana hedefini teşkil ediyordu.
Daha Hun imparatorluğunun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismar
eden Çin, Hunlara bağlı doğudaki Moğol Tunguz karışımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi)
kütlelerini kışkırtmış, bunların sürekli baskıları neticesinde Hun devleti,
doğu Moğolistan'da kontrolü kaybederken, batı bölgesinde de tahrikçi Çin siyaseti
ile karşılaşmıştı.
Bu sebeple, en tesirlisi Yarkent kırallığı olmak üzere, Şanşan (loulan, Lobnor'un
güneyi), Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar ile uğraşmak zorunda kalındı (M. 46-60
yılları). Hun devletinin buralarda, bilhassa Çin'in sömürücü tutumu ile Yarkent
kralı Kien'in çok merhametsiz davranışından perişan düşen halk tarafından
kurtarıcı gibi karşılanması ve duruma hakim olduktan sonra, yeniden baskı altına
aldığı Çin'i sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65) Çin'i tam
kararlılık içinde ve doğrudan doğruya askeri harekatla Hun devletini çökertmek
hazırlığına sevketti. İmparator Mingti (M. 58-75), Ç'engti (M. 75-89) ve Hoti (M.
89-105) devirlerinin ünlü generali Pan Ç'ao'nun yüksek kumandasında kalabalık Çin
ordularının 30 yıl süren harekâtı sonunda Kangk'ü'ye kadar (Kaçgar, Hami, Yarkent,
Hoten dahil) sayısı 50'yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde olduğu için, iktisadî
yönden önemli şehirler Çin'in hakimiyetine geçti.
Bilhassa M. 73-74, 89-90-91 yılları harekâtında ağır kayıplara uğrayan Hunlar
İç-Asya'da hakimiyetlerini kaybederken, doğuda da Sienpi'lerin hücumlarına (en
şiddetlisi M. 89-91 arasında) maruz bulunuyorlardı. İki cephede sürekli savaşlar
vermek zorunda kalan Kuzey Hun devleti, son Tanhuların başarılı müdafaalarına
rağmen, kuvvetten düştü, durum aleyhte gelişti.
Hakimiyetlerini Güney Sibirya'ya ve Cungarya'ya kadar genişletmeğe muvaffak olan
Sienpi'lerin hükümdan Tan-shih-huai (M. 147-156) tarafından nihayet saf dışı edilen
Kuzey Hunlarının (ihtimal Tanhu Avitokhol zamanında toprakları düşman kabilelerin
istilasına uğradı. Siyasî iktidarlarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde
esasen memleketi terk etmeğe başlayan Hunlardan (büyük çapta göçler M. 91'de ve
155'e doğru), Kuça civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütleler
batıya çekilmişlerdi ki, bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındaki
soydaşlarına (Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.
Devamı var
|