|
M. 48'den beri Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar için
Çin'in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da pek huzurlu
değildi. Kukla Tanhulara karşı Hun kabileleri sık sık başkaldırıyorlardı. M. 94,
124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle bastınlmış, bunları M. 153,
158 isyanları takipetmişti. Bu senelerde Kuzey Moğolistan'ı işgal eden Sienpi'ler
güneye doğru baskılarını artırarak, Hun devleti için tehlikeli olmağa başladılar
(M. 177'den itibaren). M. 188'de Çin hükümetince tayin edilen Tanhunun tamamen Çin'e
teslim olma kararı üzerine Hunlar tarafından öldürülmesi, devleti başsız
bıraktı.
Kabileler diğer tayinli iki Tanhuyu da tanımadılar ve dağınık kabile hayatına
döndüler. Son Tanhunun Çin başkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek
Çinli askerî valilerin gözetimine verilmesi ile Güney Hun devleti de sona erdi (M.
216). Bununla beraber, Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.'ın 2. yarısında
güneye gelmek suretiyle Çin'de sayıları gittikçe artan Hunlar, Çin idaresi altında
ve Çinli halk arasında varlıklarını korumağı bildiler.
Çin'de, Han sülalesi iktidarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde (M. 180'den
itibaren) birbirleri ile mücadeleye girişen generallerin tutumu büyük değişiklik
meydana getirmiş, siyasî birliğin parçalanmasına yol açmıştı ("16
Devlet" devri). Sui hanedanının birliği ihya ettiği 589 yılına kadar süren bu
devrede Türk kütleleri, başta Tabgaç (Wei) sülalesi (bk. aş.) olmak üzere müstakil
devletler kurmuşlar ve Han iktidarının son bulması ile M.S. 220'lerde, tekrar sahnede
görünen Güney Hun kabile başbuğlarının idaresinde nüfuzlarını artırarak zamanla
hemen bütün Kuzey Çin'i Türk hakimiyetine almağı başarmışlardı.
Bunu sağlayan kuvvet, yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts'aoTs'ao'nun,
savaşlarında yardımları olduğu için Şansı bölgesine yerleştirdiği 19 Hun
kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran (MS.. 271,
294, 296 yıllarında) bu Türk kütlesi millî benliğini koruyor ve eski Tanhu ailesi
mensuplarına karşı saygı beslemeye devam ediyordu. 19 kabileden biri T-opa (Tabgaç),
biri de büyük Tanhu Mete Han’ın ailesinin indiği Tuku veya T'uko idi. Hun Tuku
(T'uko) başbuğu, eski Tanhular neslinden ve Hun elitlerinden olan Liu Yüan (Liu, bu
devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdiği addır) çetin bir hürriyet mücadelesi
verdikten sonra, dikkat çekici bir siyasî kavrayışla, 500 sene önceki atalarının
eski Han sülalesi ile olan dostluklarını ve "kardeş"liklerini de ileri
sürerek ve hatta kendi sülalesine "Han" adını vererek bu Çin bölgesinde
(merkez: P'ing ç'eng) Türk devletini kurmağa muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin
başkenti Loyang'ı zapt etti (311).
Kendisinden sonra, Çin'in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu Ts'ung'un
geliştirdiği bu siyasî hakimiyet şuuru, idare başbuğ aileleri arasında el
değiştirmesine rağmen, devam etti. Aynı şuur Tsükü (Chuch'ü) Mengsün tarafından
kurulmuş olan son Hun devleti "Kuzey Liang"m 439 yılında Tabgaç hükümdarı
T'aivvu'nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine buradan
kaçıp kurtulduğu anlaşılan Türk Aşına ailesinin temsil ettiği büyük Gök-Türk
hakanlığına ulaştı. Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayat böylece tarihe
karışmakla beraber, M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde,
etrafa dağılmış olarak Sogdiana/Seyhun-ötesi/'nın doğusunda, Kafkaslar'ın
kuzeyinde, hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral gölünün doğu
bozkırlarında varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri, oradaki diğer Türk
zümreleri ve 1. asır sonlarından 2. asrın 2. yarısına kadar doğudan gelen Hun
kalıntıları ile çoğalmışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşamak
suretiyle güçlerini artırmışlardır.
Bunların, büyük ihtimalle iklim değişikliği yüzünden veya son zamanlarda gelişen
yeni bir görüşe göre 350 yıllarında doğudan gelen Uar-hun baskısı karşısında
batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa Hun İmparatorluğunu kurdukları
anlaşılmaktadır. Bu kütlelerin batıya Sibiryaya doğru Çin sahasından
uzaklaşmalarından dolayı haklarında 2 asır gibi uzun bir süre yazılı bilgi
bulunamadığı gerekçesine dayanılarak Hiung-nularla aynı kavim sayılamayacakları
yolundaki bazı iddialara rağmen, Atilla zamanında bütün Avrupa’da Türk
hakimiyetini gerçekleştirenlerin bu Asya Hunları neslinden oldukları çeşitli
vesikalarla belgelenmektedir.
|