- Yen-çi-şan dağını yetirdik,
- Kadınlarımızın güzelliğini aldılar,
- Silan-şan yaylalarını yitirdik
- Hayvanlarımızın otlağını aldılar.
M.S. II. asır başlarında Asya Hunları birbirinden ayrı üç
bölüm halinde görünüyordu: 1-Balkaş Gölü havalisinde, Çi-çi Hunları’nın
kalıntıları, 2- Cungarya ve Barköl havalisinde Kuzey Hunları (bunlar M.S. 90-91
yıllarında Baykal-Orhun bölgesinden buraya göçmüşlerdi), 3- Kuzey-batı Çin
sahasında, Güney Hunları, Moğol soyundan Siyen-pi (H’yen-bi, Hsien-pi)’ler
tarafından batıya itilip 216’da hemen tamamen yurtlarından çıkarılırken Güney
Hunları da kendi içlerindeki çatışmalar yüzünden tekrar ikiye bölündü ve
baskısını artıran Çin, 220’ye doğru bütün toprakları işgal etti. Bununla
birlikte Asya Hunları, tabii daha ziyade Çinlileşmiş olarak, 5. asır sonlarına kadar
varlıklarını devam ettirmişler ve Çin’in çeşitli bölgelerinde, Tan-hu’lar
soyundan gelen bazı kimseler kısa ömürlü küçük devletler kurmuşlardır. Bunlardan
üçü: Liu Ts’ung, Hia, Pei-liang. Sonuncu “devlet” de Tabgaç hükümdarı Tai-Wu
tarafından nihayete erdirilmiştir.
Avrupa Hun
İmparatorluğu’nun Kurucuları
Çin sahasında Hun siyasi hayatı tarihe karışmakla beraber, bazı
Hunlar Çi-çi iktidarının yıkılmasıyla etrafa dağılmış olarak ve bilhassa Aral
Gölü’nün doğusundaki bozkırlara çekilerek varlıklarını devam ettirmişlerdir.
Oradaki diğer Türk zümreleri ve 1. asırdan 2. asır ortalarına kadar Çin’den gelen
Hun kütleleri ile çoğalan ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşmak suretiyle
güçleri artan bu Hunlar’ın, bilhassa iklim değişikliği sebebi ile batıya
yöneldikleri tahmin edilmektedir. Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kuranlar bunlardan
olmak gerektir.
Yurt yitirme acısı
Çağının en büyük, en güçlü imparatorluğunu kuran ve
yüzyıllarca hüküm süren Hun Türklerinin elbette yüksek bir medeniyetleri,
kendilerine özgü kültür ve sanatları, sözlü yazılı edebiyatları vardı. Hun
sanatının, adetlerinin göstergesi olan nice belgeler, bugün dünyanın çeşitli
müzelerinde, en çok Leningrad'daki Ermitage (Ermitaj) Müzesi'nde bulunmaktadır.
Çünkü Hunlara ait en önemli eserler, bugün Rusya sınırları içinde kalan Doğu
Altay'da Balıkgöl yakınındari Pazırık vadisinde bulunmuştur.
Pazırık: M.Ö.IV. ve III. Yüzyıllarda yaşamış Hun
büyüklerine ait mezarların bulunduğu ve Hun sanatından bazı örnekleri zamanımıza
ulaştıran kutlu vadi.
Pazırık vadisinde bulunan kurganlar (Hun büyüklerine ait
mezarlar), M.Ö. IV. ve III. yüzyıllara aittir ve Hun sanatını yansıtan örneklerle,
adetlerini gösteren belgelerle doludur. Bu vadiden başka diğer yerlerde bulunan
kurganların sayısı kırktan fazladır. Ne yazık ki bunların çoğu soyulmuş
bulunuyor. Çünkü eski Türkler öteki dünyada hayatın devam ettiğine inanır ve
ölen kişi sonraki hayatında faydalansın diye elbisesi, gerekli eşyaları, silahları,
binek atı, at koşumları, kadın hizmetkarları ile birlikte gömülürdü.Ölü,
mumyalanırdı.
Kurganlar buzlar
altında kaldığı için bozulmadan çıkarılan cesetler de vardı. Ahşap ve deri eşya
çoktur. Madenî eşyaların hemen hemen hepsi bronzdandır. Altın eşyalar da
bulunmuştur.
Aralıklı olarak devam
eden kazılarda çıkarılan kurganlar, daha çok üzerlerine taş yığılarak
yapılmış tepeler ya da höyükler halindedir. Asıl mezar bu tepenin altında, büyük
bir odanın içindedir.
Hunların, Gök-Türk yazısının başlangıcı sayabileceğimiz
kendilerine özgü bir yazıları olduğu anlaşılıyor. Fakat bu yazı ile yazılmış
uzun metinler henüz ele geçmedi. Sözlü edebiyat (destanlar) daha sonraki devirlerde ve
daha sonraki Türk yazısı ve diliyle anlatılmıştır.
Hun İmparatoru Mete'nin, M.Ö. II. yüzyılda Çin hakanına
mektuplar yazdığı, Çin kayıtlarında belirtiliyor. Yine Çin kaynaklarında M.Ö. 119
yılında, Türkçe'den tercüme edilmiş bir sagu (ağıt) yahut türkü dörtlüğü
vardır ki, bu Altın Elbiseli Adam'ın mezarından
çıkan iki satırlık yazıdan sonra, Türk edebiyatının en eski örneği sayılabilir.
Hun Türkleri bu saguyu, Çinlilerle yaptıkları savaşta toprak kaybettikleri zaman
ağlayarak söylüyorlarmış.
Hun Türklerinin Çin yenilgisinden sonra nasıl büyük bir
üzüntü duyduklarını da gösterdiği için o sagu'nun Çince'ye tercüme edilmiş
parçasını buraya alıyoruz. Şüphesiz bu, Hun ozanlarının kopuzla çaldıkları uzun
bir ağıtın sadece dört mısraı idi. Türkler savaş sonrasında ve yoğ törenlerinde
bunu söyleyerek ağlıyorlardı. Toprak yitirme acısını duyuran bu sagunun Çince'ye
ve oradan Türkçe'ye çevrilen parçası şöyledir:
Yen-çi-şan dağını yetirdik,
Kadınlarımızın
güzelliğini aldılar,
Silan-şan
yaylalarını yitirdik
Hayvanlarımızın
otlağını aldılar. |

|
|