|
Hükümdar Sseu (409-423)’den sonra Çin’in başkentleri Lo-yang ve Cha’ang-an
bugün (Si-ngan-fu)’ı ele geçirerek hakimiyetini sarı Nehir bölgesine yayan ve
bütün Kuzey Çin’i tek idarede birleştiren büyük hükümdar T’a-o (T’ai-wu)
devrinde (424-452) Tabgaç Devleti en parlak çağını yaşadı.
427’de Hun Hia
krallığını alan ve Juan-juan’ları mağlup ederek bugünkü İç Moğolistan’ı
istila eden (436) T’ai-wu, 439’da Kansu’daki son Hun Krallığını (Pei-Liang)
ortadan kaldırdıktan sonra, İç Asya’ya yönelerek Karaşar, Kuça şehirlerini
himayesine bağladı (448). Böylece ünlü ipek yolu güzergahı tekrar Türk
hakimiyetine girmiş oldu. T’ai-wu, Çin askerinin “taydan ve düveden farksız”
olduğunu söylüyor ve kendisi “Börü” (= Kurt, Çince şekli Fo-li) lakabını
taşıyordu.
İmparatorluk
merkezini Türk hayat şartlarına oldukça uygun gelen bozkır bölgesinde (kuzey
Şan-si) tutan T’ai-wu, o sıralarda Çin’de yayılmakta olan Budizm’in Türkler
arasında nüfuz kazanmasını önlemeğe çalışıyor, idaresi altındaki Çin
topraklarında bile Budistlerin dini faaliyetlerini kontrol ediyordu. Tapınaklarda
âyinler dışında din propagandasını yasaklayan bir emirname çıkarmış (438) ve
446’da emre riayet etmeyenlerin şiddetle takibini emretmişti. T’ai-wu’nun Türk
bünyesini ve seciyesini Budizm’in bozucu tesirinden korumak maksadını güden bu
tutumun mana ve değeri daha sonra anlaşıldı.
|