|
Daha 503 yılında Doğu Avrupa'ya doğru hakimiyetlerini genişleterek bir kısım Bulgar
gruplarını idarelerine alan Sabarlardan kalabalık bir kütlenin 515 sonlarında İtil
(Volga)-Don nehirleri arasında ve Kafkasları'n kuzeyindeki Kuban ırmağı boyunda
yerleşmesi ve doğrudan doğruya Bizans ve Sasanî imparatorlukları ile temas kurması
Sabarların, Doğu Avrupa tarihinde ön safa çıkmalarına yol açtı.
İran-Bizans savaşlarının devam etmekte olduğu o yıllardan itibaren hükümdar Balak
(Belek?) idaresinde büyük çapta askerî faaliyet gösteren Sabarların Sasanîlerle
anlaşarak, Bizans'a karşı savaştıkları (516), Ermeniye bölgesine akınlar
yaptıkları ve arkasından Anadolu'ya girerek Kayseri, Ankara, Konya dolaylarına kadar
ilerledikleri bilinmektedir. Bu münasebetle, Sabarların büyük savaş gücü ve
bilhassa yüksek harp malzeme tekniği Bizans'ta hayret uyandırmış görünmektedir:
Prokopios’un ifadeleri ilginçtir:
"Sabarlar insan hafizasının hatırlayabildigi zamandan beri ne İranlılardan, ne
Romalılardan hiç kimsenin düşünemedigi makinelere sahiptirler. Öyle ki, her iki
imparatorlukta fenci eksik olmamış ve her devirde muhasara makineleri yapılmıştır,
fakat şimdiye kadar bu "barbar"larınkine benzer bir buluş ne ortaya konmuş,
ne de onlar gibi kullanılabilmiştir. Bu şüphesiz insan dehasının bir eseridir".
Balak
(ölm. 520'ler)'tan sonra yerine geçtiği anlaşılan dul hatunu Bo(ğ)arık savaşçılığı,
idareciliği ve güzelliği ile meşhur bir Türk kıraliçesi idi ve "100 bin"
kişilik Sabar ordusuna kumanda ediyordu. Bizans imparatoru Justinianos 1 (527-565)
çeşitli gümüş vazolar ve diğer zengin hediyeler karşılığında Boğarık ile
anlaşmayı tercih etti (528). Bizans yıllardan beri sürüp gelmekte olan Sasanîler
savaşında Sabarları kendine dost ve müttefiki yapmayı daha uygun bir siyasî
davranış saymış olmalı idi.
|