6. asırdan itibaren Gök-Türk hakanlığında toplanmış olan Türk kabilelerinden bir
kısmı, 630’da başlayan fetret devresinde, diğer bir çok Türk boyları gibi, kendi
aralarında birlik kurarak, Tolga-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz
“kaganlığını” meydana getirmişlerdi. 682 yılında İlteriş tarafından mağlup
edilen Oğuzlar (inek Gölü Savaşı) bu durumda idi ve muharebede ölen Oğuz devleti
başkanı Baz Kagan’ın balbalı, sonra İlteriş Kagan’ın mezarına dikilmişti.
Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzlar’ın davranışlarını isyanlarını yukarıda
görmüştük. Bu münasebetle kitabelerdeki
ifadeler Oğuzlar’la Gök-Türkler arasında bir ayırım yapılmadığını, hatta
hakanlığın temelinin Oğuzlar’ın teşkil ettiklerini belirtmeğe yeter. Bu
sebeple Oğuzlar’la Gök-Türkler’in aynı olduğu zaten kabul edilmişti. Ancak, V.
Thomsen, Tonyukuk kitabesinde tahsis ettiği son makalesinde Oğuzlar’ı
“Türkler’in yüksek hakimiyetinde bir kabile birliği” olarak göstermekte ve bu
tarihi gerçek sonra “etnik” ayrılık gibi alınarak, mesele yeni araştırmalarla
derinleşmiş bulunmaktadır. Böylece Oğuzlar’ı Türk kabul etmek veya “başka bir
ethnique teşekkül saymak gibi çok mühim bir ihtilaf noktası ortaya çıkmıştır.
Burada, önce üzerinde durulması gereke husus, Oğuzlar’a mukabil, Türk adını
taşıyan bu ethniqu topluluğun var olup olmadığıdır. Buna hemen ve kesinlikle menfi
cevap vermek mümkündür. Çünkü “Türk” adının, güç-kuvvet manası ile
“etnik kimlik” ifade etmek üzere kullanılmış bir siyasi ad olduğu zikredilmişti.
O halde onlar da “Türk” soyundan gelen
Oğuzlar’la aynı etnik zümreye dahil, yani hem Oğuzlar, hem “Gök-Türkler” aynı
ırkın mensuplarıdırlar. Şimdi ikinci mesele geliyor: Gök-Türk Devletini
kuranlar hangi “Türk” zümresi idi.
Bilindiği üzere bu devlet, adı “Aşına” olan eski bir Türk hükümdar ailesi
tarafından, etrafındaki “Türk soylu” kütlelerin yardımı ile kurulmuştu. Bu
kütleler ise ancak kabileler birliği haline gelmiş Türkler (yani Oğuz) olabilirdi. W. Barthold’un “Gök-Türk hakanlarının
Dokuz-Oğuzlar’dan neşet ettiği” görüşü, kadim Aşına ailesinin bu Oğuz
bölüğü mensupları ile ilgisini ispat etmeği gerektirir ise de 6-7. asır Türk
(Gök-Türk) kütlesinin doğrudan doğruya Oğuzların bu grubundan meydana geldiği Çin
kaynaklarınca açıklanmaktadır.
T’ang devri vesikalarında (T’ang-su ve Kiu T’ang-shu yıllıkları ve ayrıca 4 hal
tercümesi). Dokuz kabile (Kitabelerdeki “Dokuz-Oğuzlar, bazen Türkler’in
(Gök-Türkler’in) dokuz kabilesi” veya “Dokuz kabilenin Türkleri
(Gök-Türkleri)”, bazen de “Töles’lerin dokuz kabilesi” diye kaydedilmiştir.
Demek ki Tölesler’in Dokuz-Oğuzları ile, Gök-Türkler’in Dokuz-Oğuzları
aynıdır. Yani, Oğuz kabileleri, Gök-Türkleri
meydana getiren topluluktan başkası değildi.
Çin kaynaklarında, Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların kendi başlarına
(mesela doğrudan doğruya “Oğuz” olarak) zikredilmeyip, sadece Dokuz kabile
(Kui-sin) diye, Oğuz kelimesinin tercümesinin verilmesi bizzat T’u-küe (=Türk)’den
ibaret topluluğun ayrı bir isim altında belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığı
gösterdiği gibi, kitabelerde I. Gök-Türk Hakanlığı çağında “Oğuz” adının
geçmemesi de aynı sebepten ileri gelir.
Ancak fetret devrinde Aşına-oğullarının Çin sarayı emrinde birer kukla durumuna
düşmeleri üzerine, bazı kabileler kendi aralarında teşkilatlanarak bir “devlet”
kurmuşlardır ki, II. Gök-Türk hakanlığı zamanında hükümdar ailesine karşı
ayaklanan ve hükümetin diğer imkanları ile bastırılmasına çalışan, bu
“teşkilatlanmış” Oğuz birliğidir. Bundan sonra kitabelerdeki “Türk bodun”
tabiri şüphesiz doğrudan doğruya hakan idaresindeki kütleleri ifade ediyordu.
Kitabelerde hakanın “Oğuz bodunu Türk bodunundan idi” demesi ile bu Oğuzlar’ın
isyan halinde olmaları arasında bir çelişme görmek güçtür, zira mesele
“halkın” vaktiyle destekleyip yücelttiği haneden ile mücadelesinden ibarettir
(Türk tarihinde bunun başka misalleri de vardır. Karluklar’ın Kara-Hanlı’lara,
Türkmenlerin Selçuklu sultanlarına karşı direnmeleri ve bizzat bir Oğuz olan Sultan
Sencer’in asi Oğuzlar’la çarpışması...)
|