Kimekler, gerek kaynaklarındaki bilgilerden ve gerek günümüze
kalan dil kalıntılarından açıkça anlaşıldığı üzere, Türk diliyle
konuşuyorlardı. Elimizdeki dil kalıntıları dikkatle incelenince, Kimek Türkçesinde
iki ağız bulunduğu da ortaya çıkıyor. Ülke nüfusunun büyük kısmı, komşu
Oğuzlar ile birlikte Ana-Türkçe (Y-Türkçesi) konuşmakta idi. En kuzey batıda
bulunan bir kısım Kıpçaklar ile bir kısım Yimekler ise, Bulgar Türçesi
(S-Türkçesi) tesirinde bir ağıza sahip idiler.
İlk çağlar boyunca bütün Türk devlet ve boylarında olduğu gibi,
Kimekler'de de Kamlık (Şamanizm) dini hakim bulunuyordu. Onların Gök'e (Tanrı'ya)
taptıkları, Atalar ruhu'na ve Ateş'e de büyük saygı gösterdikleri biliniyor.
Kimekler'de “Su kültü” bulunduğu Gerdizî'nin aktardığı Kimek destanından
ortaya çıkıyor. Orada belirtildiği üzre, onlar Ertiş ırmağı'nı ulu Tanrısı
sayarlarmış. İshak ibn el-Hüseyin (XI. yy)' in yazdığına göre de Kimekler ölen
kişilerin cesetlerini yakarlar ve küllerini büyük akarsulara (Ertiş ırmağına)
dökerlermiş. Ünlü Arap gezgini, Ebu Dulaf (Mis'ar b. Muhalhil, 941) Kimekler'de bir
Yada taşı bulunduğunu haber veriyor.
Kimek ocakları (âile)'nda ataerkil hakimiyet vardı. Bu, ilk çağdan gelen bütün
Türk boylarında böyledir.
Onlarda hayat tarzlarından başlıca iki unsurun hakim bulunduğu anlaşılıyor.
Nüfusun büyük çoğunluğu, göçerevli bir hayat tarzı sürdürürdü. Kuzey
kesimindeki ormanlık yerlerde yaşayan Kimekler, oldukça yerleşik bir yaşayışa sahip
idiler. Sayıca çok az olan bu oturaklar, daha çok avcılık ile geçinirlerdi. Bu
oturaklar dışındakiler, hayvan besleyiciliği (çobanlık) ile meşgul olurlar,
geçimlerini bunların ürünleriyle sağlarlardı. O halde Kimek Devleti'nin asıl
iktisadî yapısı bu hayvan besleyiciliğine ve onlardan alınmış ürünlere
dayanmaktaydı. Geçimlerinin bir yolunun da avcılık olduğu bilinmektedir. Kimekler
samur (semmûr) kakım ve sincap gibi kürklü hayvanları avlarlardı. Onların kışın
karlı günlerinde kürk hayvanı avına çıktıklarını Mervezî anlatır. Avcılık,
yerleşik Kimekler'de asıl geçim, göçerevlilerde ise yardımcı meşguliyet olarak
kabul edilmişti. Ocakların bütün servetlerini büyük hayvan sürüleri teşkil
ederdi. Besledikleri ve ürettikleri hayvanların başında at, sığır ve koyun gelirdi.
Gerdîzî'nin anlattığına göre, Ertiş ırmağının yukarı boyunda binlerce vahşi
at bulunuyordu. Kimekler, kementler ile bu atlardan yakalar ve ehlileştirirlerdi. Yine bu
kaynak, onlarda deve bulunmadığını, getirilse bile çok yaşamadığını belirtir.
Göçerevli Kimekler'in besledikleri büyük sayıda ki hayvanları kışın kendi
sert iklimlerinde korumaları çok güç olurdu. Oğuzlar ile iyi anlaştıkları
yıllarda kış şiddetli olunca hayvan sürülerini alır, Oğuzların yaylalarına
geçerlerdi. Sert soğuklarda bineklerini götürdükleri bir bölge Oğuz yurduna yakın
Ak tag (Ök tag) idi.
Göçerevli Kimekler, hayvan besleyicisi olmaları dolayısıyla yılı yaylak ve
kışlak denilen belli iki yöre arasında yarı göçebe geçirirlerdi. Yazın yaylakta
otlaklarda, sulak yerlerde ve çayırlarda dolaşırlardı. Bu hayat tarzının bir
gereği olarak büyük çadırlar altında barınırlardı. Keçeden yapılmış büyük
otağlardan küçük çadırlara kadar değişik barınakları vardı. Kışın karlı
günlerini soğuktan korunabilen vadi ve su kenarlarındaki kışlaklarında
geçirirlerdi. Orada toprak altında ağaçtan su hazineleri yapmışlardı. Soğuğun
şiddetlendiği günlerde sular donunca, kendileri ve hayvanlar bunlardan yararlanırdı.
Hudûd yazarı, Kimekler ile Kırgızlar'da giyimin tamamen aynı olduğunu belirtir. Bu
tarz giyimin, zaten göçerevli yaşayışın gerektirdiği hususlara uygun birimlerden
oluştuğuna göre, eş olması çok tabiidir Karda Kimekler'in kayak kullandıkları da
belirtilir.
Kimekler'in yiyeceklerinin başında hayvanlardan elde ettikleri besinler gelirdi. Bol
miktarda koyun, sığır ve at eti yerler, sütlerini de içerlerdi. Yaylakta semirtilmiş
hayvanların eti ve sütü en iyi gıdadır. Etler kurutulup saklanarak kışın da
yenirdi. Bu et kurutma usulü, bugün bizde de yapılan “pastırma” biçiminde
olmalıdır, içecekleri arasında süt ve bundan yapılmış olan besinler vardı.
Kimekler, at sütü de içerler ve bundan hazırladıkları mayalı içkiye de
“kımız” derlerdi. Kımız, besin değeri yüksek bir içkidir.
Kimekler'in başta komşuları olmak üzere, birçok millet ile alış-veriş yaptıkları
anlaşılıyor. Çevre ülkeler ile canlı hayvan ve ürünleri (et, deri, yapağı,
halı, dokuma vb) üzerine ticaret yapılırdı. Ayrıca, avladıkları kürklü
hayvanların postlarını da ihraç ederlerdi. Bunlara karşılık dışarıdan başka
ihtiyaç maddeleri alırlardı. Ticarette paradan çok, değiş-tokuş'un esas
alındığı düşünülebilir, İslâm tüccarlarının Oğuz, Kimek ve Kırgız illeri
gibi ana yollar dışında kalmış olan Türk yurtlarında toplu halde çetin yollarda
aylarca dolaşarak ticaret yaptıklarını, pazar açtıklarını biliyoruz. İslâm
coğrafyacılarının haber kaynağı olan bu tacirlerin güvenlik içinde dolaşmaları
da ayrıca dikkate değer bir husustur. Gerdizî ile Mervezî, Kimek ülkesinde tuz
bulunmadığını, bunu dışarıdan temin ettiklerini belirtirler. Bu madde onlar için o
derecede değerli idi ki, samur kürk ile değiştirmeye razı oluyorlardı.
|