Sayfayı Yazdır

Ordu

 

        Bozkır Türk devletlerinde hemen her Türk savaşcı durumunda olduğundan ve askerliğe hususî meslek gözü ile bakılmadığından, Türk ordusunun, diğer bütün yerleşik ve orman kavimlerdekinden en büyük farkı “ücretli” olmayışı ve daimiliği idi.

        Unvan ve rütbelerin sahipleri aynı zamanda, emirlerindeki askerî güçlerin başında, her zaman savaşa hazır kumandanlardı. Merkez orduları, barış devrelerinde, salahiyetli bir başbuğun sorumluluğu altında (meselâ, Batı Hunlarında Onegesius = On-ügez; Gök-Türkler'de, Tonyukuk, sonra Kül-Tegin) idi.

        En büyük askeri birlik 10 bin kişilik kuvvet idi. Bu birliğe Tabgaçlar, Gök-Türkler ve Uygurlar'da “tümen” adı veriliyordu. Tümenler 1000'lere 100'lere, 10'lara ayrılmış ve başlarına ayrı-ayrı kumandanlar tayin edilmişti. Türk tesirindeki yabancı ordularda da görülen bu 10'lu teşkilat ilk olarak Asya Hun imparatoru Mete Han devrinde tesbit edilmektedir.

       Asya Hunları, Avrupa Hunları, Gök-Türkler devirlerinde, sağ ve sol (veya doğu ve batı) başbuğlarının yüksek idaresi altında eğitilen ve onların emirlerinde savaşlara katılan ordunun bu 10'lu sistem içinde, onbaşılardan tümen başılarına doğru belirli bir kumanda zincirinde birbirine bağlanması, esas karakteri şüphesiz “askerî” olan eski Türk devletini kabilevî (tribal) kalıptan kurtarıyor ve hiç olmazsa devletin sahibi bulunan unsuru, disiplin içinde, ortak gayeler etrafında birleştiriyordu. Bu sayede kurulan büyük Türk imparatorlukları aynı zamanda disiplinli ve o çağların en kudretli askerî gücünü meydana getiren ordulara sahip idiler.

       Sayıları hakkında, yabancı kaynaklarda mübalağalı rakamlar verilmekle beraber, yine de kalabalık olduğu muhakkaktı. Mamafih Türkler zamanın müşkil şartları içinde dahi yiyecek ve malzeme ikmallerini kolayca yapmak çarelerini bulmuşlardı. Başka orduların gerisinden binlerce baş sığır sürüleri sevketmek zorunda kalınırken, Türkler yiyecek ihtiyaçlarını et konservesi diyebileceğimiz hazır kumanya ile karşılıyorlardı. Konserve et, Çin'de ve Avrupa'da ortaya çıkmasından en aşağı 500-1000 sene önce Türklerce biliniyor ve bazı Lâtin yazarlarının Hunlar'ın çiğ et yediklerinden bahs etmeleri, eğerlere bağlı çantalarda taşınan bu kurutulmuş et konservesini (bugünkü pastırma) tanımamalarından ileri geliyordu.

        Her çağın, tekniğine göre, en tesirli silahlar ile donatılan Türk ordularında (Meselâ, Sabarlar'da “görülmemiş savaş aletleri”, Kumanlar'da, neft atan yangın mermili mancınıklar) başlıca silah ok ve yay idi. Türkler at sayesinde sür'atli ve seri manevra kabiliyetine sahip oldukları için uzaktan savaşı tercih ederlerdi. Çeşitli yayları vardı. Bunlardan gerilmesi en güç, fakat vuruculuğu en fazla olanı çift kavisli ve reflexif yaylardı. Oklar da çeşitli idi. Bunlar arasında da, Hunlar'ın yaptığı ve ilk defa Mete zamanında kullanıldığı bilinen ıslıklı (veya vızıldayan) oklar en korkunç olanı idi. Türkler dörtnala giden at üzerinde dört istikamette ok atmakta mahir idiler.

        Düz, yivli veya çengelli temrenler (ok-uçları) kullanan Türkler iyi kement atmasını da bilirlerdi. Yakın muharebede kargı, mızrak, süngü, kalkan ve kılıç kullanan Türkler, birliklerine göre değişen renklerde bayraklar taşırlardı. En yaygın Türk bayrağı tuğ (başında bir demet yaban sığırı kuyruğunun dalgalandığı ve ipek kumaş parçasının asılı bulunduğu sırık bayrak) idi. Ayrıca çeşitli bayraklar vardı.

       Savaş meydanlarında süvariler, atların renklerine göre, belirli kanatlarda mevki alıyorlardı. (M.Ö. 201'de Çin imparatoru Kao-ti'yi kuşatan Mete’nin savaş nizamı böyle idi). Bunun dört kozmik cihetle ilgili olduğu ileri sürülmüştür.

Geri

Copyright  © 2001