Eski
Türk topluluk hayatında müziğin mühim bir yeri vardı. Yukarıda Priskos’a
dayanarak büyük müzikli ziyafetinden bahsettiğimiz Attila, sefer dönüşünde
başkente girerken, saflar halinde dizilmiş güzel giyimli Hun kızlarının
söyledikleri Hun şarkıları ile karşılanmıştı. Attila Burgond kralına bir Hun
orkestrası göndermişti.
Çin
kaynakları 28 çeşit Hun halk türküsünden bahsetmişlerdir. Çinliler Asya Hun
sazlarından bazılarını Kung-hu, Bi-li, P’i-pa, P’e-li, Ku-sie adları ile
zikrediyorlar. Fakat bunların telli mi nefesli mi oldukları bilinmiyor. Ayrıca
Türkler’de askerî muzıka (bando, mehter’in ilk şekilleri) yaygındı. Göktürk
Uygur bandolarında şüphesiz davul başta olmak üzere, çeşitli borulu çalgılar da
bulunuyordu. Eski Türkler söyledikleri besteye ır (veya yır), sazlarla çalınan
melodiye bu kög ve ır’lardan her gün 9 tanesinin icrası gerekirdi. Bu hakimiyet
alametlerinden idi.
Türk
müzik alatleri arasında Çinliler’in Hyu-pu adı ile zikrettikleri kopuz, şüphesiz
bozkır Türk folklorunda çok mühim yeri olan bir çalgı idi. Destanlar, kahramanlık
menkıbeleri, milletin neşeli ve acı gün hatıraları, aşk türküleri, saz şairleri
tarafından kopuz çalınarak söylenirdi. Asya Hunları’ndan beri bütün Türkler
arasında en çok tanınmış olduğu anlaşılan bu basit, fakat tatlı sesli saz, kopuz
adı ile Uygur metinlerinde ve DLT’de geçer. Türkler’in bulunduğu her yerde mevcut
olan kopuz, atalarımızla birlikte Mısır, Suriye, Balkanlar, Macaristan, Çekoslovakya,
Polonya, Rusya, Ukrayna ve Almanya’ya da girmiş ve oralarda koboz, kubos, kobzo, kopus
vb. gibi adlar altında çok sevilen sazlardan biri olmuştur. Bozkır Türk tarihi
boyunca bize intikal eden yegâne müzik aleti, bilindiği üzere, Macaristan’da ele
geçen Avar Çifte kavalıdır.
|