Altay Türkleri arasında 21 Mart'a tekabül eden günde kutlanan "Cılgayak"
bayramı vardır. Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi, tabiatın canlanması ve yeni
bir yıla giriş bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın hazırlıkları yaz mevsiminde
başlar. Bir önceki yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan bitkileri olan
kandıklar ve onların sargay adı verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli
yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal katılmış yoğurt, dondurulmuş ve
kurutulmuş et, koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır. Dört tahıl
hazırlanır. Güneş bayramının kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman
dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu arçınlar alaslanır.
Büyükler çocuklar gibi oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep bir
ağızdan şarkılar söylenir.
Nevruz'un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan delillerden birisi de Saha Türkleri
arasında yaşatılan Isıah Bayramı'dır. Bu bayram hakkında ilk bilgileri veren Dr.
Yakup Deliömeroğlu şunları söylemektedir:" Göktanrı dini geleneklerinin hâkim
olduğu Saha Türklerinde Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli
geçmesi için Tanrı'ya bir şükür bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh
bayramının Türkistan kökenli olduğunu bilmektedirler.
21-22 Haziran tarihleri de Nevruz'da olduğu gibi güneş sisteminin ayrıcalıklı bir
dönemidir; çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan Saha Türkleri'nin
yaşadığı Sibirya'da bahar yeni hissedilmeye başlanır.
Isıah bayramında törenlere, Akşaman'ın dualar ve kımızla tören alanını
temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklinde genç ak ağaçlar dikilir.
Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitene kadar söndürülmez. Akşaman'ın yere
kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin
kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna
inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni
yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve
âdet dünyanın hemen her yerinde bütün Türk halklarında hâlâ yaşamaktadır.
Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı gezgin İdesa'nın notlarında
rastlanmaktadır. İdesa 17. Yüzyılda Sibirya'dan Çin'e yaptığı seyahatte Isıah
bayramının Sahaların tek bayramı olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın
gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından, ateş yakma ve ateşin törenler son
bulana kadar söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması, yerlere kımız serpilerek
"temizlenmesi" ve misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları adetlerinden
bahseder.
Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimî bir bayram olarak Saha halkının
örf, adet ve tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır. Sahalar bu bayramı 2122
Haziran günlerinde yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu bayramı yenilenme,
tabiat ve insan doğasının kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın
başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü olarak kutlamaktadırlar.
Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir araya gelip eğlenir; eğlencelerde
kımız içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş kebapların yenmesi, milli oyunların
oynanması, güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve vazgeçilmez olarak
Osuohay dansı yapılmaktadır. Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak
omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir Sibirya sporudur. Sibirya'da yaşayan
Hakaslar ve diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır. Osuohay ise Isıakh
törenlerinin vazgeçilmez kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı
yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu halaylarında da bulunan, ellerin
parmakların birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar Isıakh ateşinin etrafında
dans veya halay çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9 gün sürdüğü
yazılmaktadır."
Devamı Var
|