 |
- KIZILELMA ÜLKÜSÜNDEN TURAN GERÇEĞİNE
|
-
-
- Daha sonraki
dönemlerde bu fikirler Kaşgarlı Mahmud’da zirvesine çıkar. Türklük sevgisi ile
dolu olan bu Türk bilgini, Türk kavminin Allah indindeki değerlerini ve tarihi
misyonunu, bir “hadisi kudsi” naklederek anlatır. Ali Şir Nevaî, Türk
kültürünün hayranıdır ve Türk dilinin Farsça’dan hiç geri kalır yeri
olmadığını gösterir.
- Coğrafî tabir olarak
Tûran: Tûra halkının adından teşkil ve bilahare Tuc/Tur adından türetilmiştir.
Türk ülkelerine verilmiş bulunan Tûran tabiri, Arap tarihçileri ile Fidravsî’nin
kaynak olarak kullandıkları Pehlevî dilindeki Hvatay-namak’te mevcuttur. Mamafih
Bundahiş yalnız Türkistan kelimesini kullanmakta olup, Tûran kelimesi ise Denkart’ta
ve Turfan’da bulunan metin parçalarında vardır.
- Firdavsî’ye göre,
Tûran Türklerin ve Çinlilerin memleketidir. İran’dan Amu-Derya nehriyle
ayrılmıştır. Diğer taraftan Afrasiyab’ın mağlubiyeti hakkındaki malumatta, kendi
arazisinin başlangıcının Kibcak’a kadar uzanmış olduğu görülmektedir. Marquart,
yazmalara bakarark bu ismi Koçkar (Başi) olarak tashih etmekte, Taraz’ın ötesinde 5
fersah mesafedeki Karluk ordugahı ile birlikte göstermektedir.
- Firdavsî’ye göre,
Afrasiyab’ın payitahtı olan Kang-diz Çin hududunda bir yerdedir; ancak Buhara’daki
Kang memleketi ile hiçbir alakası yoktur. Bu tafsilata göre Türklerin bundan önceye
ait, batıya doğru olan konak yerleri görülebilmektedir. Çok enteresandır ki
Kızılelma ya ulaşmak bu durumda ancak Turana hakim olmaktan geçmektedir. Tûran
hükümdarlarının tabileri olan Çinlilere gelince: Firdavsî bunların adlarını önce
Bundahiş’de Çinlilerin içinde eriyen Avesta’daki eski Saynav halkı yerine koymuş
olmalıdır.
- İslam Aydınları
(Arap, Fars ve Türk), Tûran mefhumunu çok tabii olarak kullanmışlardır. Arap
coğrafyacıları, Türklerin memleketlerini ancak Sır-Derya’nın şarkından
başlattıkları için, Maveraünnehir’i içine almamışlardır. Buna göre
coğrafyacılar, bu tetkiklerinde Tûran’ı, Amu-Derya ile Sır-Derya arasındaki
arazinin aynı gibi görmek eyilimindedirler. Harizmî’ye göre İranlılar Amu-Derya
sahillerindeki araziye Marz-i Turan derler. Yakut’a göre Tûran, Maveraünnehir
memleketidir; dünyanın Afridun tarafından üçe taksim edilmesi üzerine Türkler kendi
memleketlerine, hükümdarları Tuc’a izafetle Tûran adını vermişlerdir.
-
|
Dımaşkî’nin (1320 civarı) görüşü, özel bir
durum tesbit eder. Dimaşkî’ye göre, Seyhun (Sır-Derya) Maveraünnehir cevresine
Turan = tulan denilmektedir. Fergana denilen Türkistan memleketi bu çerçeveye
dahildir. |

|
- Masalik al-abşar
(XIV. Asır)’da tabirin kullanılış şekli çok daha farklıdır. Burada Volga’ya
Nehr-i Tûran adı verilmiş ve Tûran’ın eski hükümdarlarının yazlık
ordugahları, Quatremere ile Marquart’ın Ural dağları ile bir kabul ettikleri Ark-Tag
(?) olarak gösterilmiştir.
- Tûran, XV. Asırda
yazılan Zafer-name’de yalnız edebî mukayeseler için kullanılmıştır.
- XVII. asır müelliflerinden Ebu’l-Gazi bu kelimeyi bazen
esatirî bir tabir olarak, bazen batı Sibirya için kullanmakta, bazen de tamamıyla
Muhammed Harizmşah ülkesinin İran ile Tûran arasında bulunduğunu kapalı bir
şekilde kaydetmektedir.
- Turan kelimesini, Avrupa
d’Herbelot’un Bibliotheque oriental’i ile tanımıştır. Burada, doğuştan Türk
olup, Tûr’un neslinden gelen ve Faridun’un oğlu olan Afrasiyab, Amu-Derya’nın
ötesinde doğuya ve batıya doğru uzanan bütün ülkelerin hükümdarı olarak
gösterilmiştir. İşte Tûran denilen bu ülkedir; ancak Türkistan adı, daha Ortelius
ile Mercator’un haritalarında XVI. Asırda mevcuttu. Turan tabirinin Avrupa’da ilmi
gündeme yerleşmesi ise, XIX. Asırda olmuştur.
-
Devamı Var
 |
Geri |
|
İleri |
 |
|
|