 |
- KIZILELMA ÜLKÜSÜNDEN TURAN GERÇEĞİNE
|
-
-
- Bize göre Turan
Kavramı ile zihinlerde parelel yer tutan Kızılelma kavramı bir gerçek nesne ile onun
içindeki tat, lezzet gibidir. soyut kavramları maddileştirerek izah etmekte
hiçte zorlanmayan Osmanlı müellifleri (Altın Top), (Altın Alem), (Altın hokka) ve
(Küre-i lal= yakut top) gibi elma şeklinde bir takım kızıl kürelerden bahsetmişler
ve eski Türklerin adını taktıkları şehirlerin hepsinde ya bir saray damının
veyahut bir kilise kubbesinin işte böyle bir parlak topla göz kamaştırdığına ait
bir takım tafsilata bile girmişlerdir.
- Mesela Ali Çelebi
Künhü’l-Ahbarda Roma şehrine (Kızılelma) denilmesini izah için vaktiyle
Nuşirevan’ın hazinesinde bulunan bir yakut kadeh içindeki (Küre-i la’l)’in bir
papaz tarafından aşırılıp Vatikan’daki saint-Pierre kilisesinin tavanına
asılmış olduğuna ait bir hikaye anlatır.
- Evliya Çelebi de Budin
sarayından bahsederken: Her kasrın kubbelerinde birer altın top asılı olduğundan
adına (Kızıl-Alma-sarayı dirler diye Macaristan’ın payitahtına Türklerin
Kızıl-Elma demelerini Ali Çelebi’nin (yakut top)’una mukabil (altın top)
nazariyesiyle izah etmiştir.
- Dağıstan
Şamhal’larında Kızılelma hakimiyet timsalidir. Özü müslüman Kazaklarından bir
beyzadenin 18. asırda telif ettiği (Risale-i Dağıştan)’ın Nuruosmaniye
kütüphanesinde 3905 numaradaki nüshasında Şamhal’ların hükümdarlık merasiminde
Kızılelma nın bir hakimiyet unsuru olduğunu açıkça yazar.
- Osmanlı
müelliflerinin Kızılelma denilen şehirlerde birer altın yahut yakut top
bulunduğundan bahsetmeleri işte bu Dağıştan misalinde gördüğümüz hakimiyet
mefhumu ile ilgili olmalıdır. O taktirde Kızılelma Türk hakimiyetinin timsali
olduğu için fethedilecek yerlere (sembol-nişan) olmuş demektir. Bir taraftan halk
masallarında (Kaf dağının arkası) denilen Kuzey Kafkasya’nın bir taraftan da
Bizans’ın Kızılelma sayılmış olduğunu gösteren kayıtlardan başka,
Evliya-Çelebi Avrupa’da başlıca altı Osmanlı Kızılelma sından bahsetmekteyse de,
bunların yalnız beşini zikredip altıncısını ihmal etmiştir.
-
- Biraz sonra bunları
sıra ile göreceğiz yalnız şimdi yine Kızılelma düşünce kroniğine parelel
yürüttüğümüz Turan düşüncesini devam ettirelim, Turan Dilleri: Bu tabir ilk
defa tarihçi Bunsen (1854) tarafından ortaya konmuştur; o, bu tabiri Hintçe ve Sami
dillerin hiç birisine mensup olmayan Asya ve Avrupa dilleri için kullanmıştır. Fakat
Max Müller bunu ilk defa, The languages of the seat of war in the East, with a survey of
3 families of languages, Semitic, Arian and Turanian adlı eseriyle yazmıştır.
- Müller, diller
gurubuna yalnız Fin-Ugor ve Altay dillerini değil, aynı zamanda Siyam, Tibet Malaya vb.
dillerini de dahil etmiştir. Lenormant, La magie chez les Chaldeens et les origines
accadiennes adlı eserinde bu daireye haklı olarak Sümer dilinide almıştır zira
bazı Sümerologlara göre Sümer dili diye bir dil yoktur Sümer dili sanılan dil
tamamen Türk dilidir ve Türkçenin taa kendisidir. J. Oppert de Les peuples et la langue
des medes adlı eserinde Ahameni kitabelerinin ikinci sütununun dilini (yeni Elam dili)
Med dili saymakta ve bundan da Medlerin Turaniliğine hükmetmekte idi.
- Castren. Eski Altay
dillerini beş şubeye ayırır: Fin-Ugor, Samoyed, Türk-Tatar, Moğul ve Tunguz. Bundan
sonraki araştırmalar daha yeni tahditler getirip, ilk iki grubu, Altay dillerini teşkil
eden son üç gruptan ayırdı. Bu grubun mukayeseli gramerinin kurucusu G. Ramstedt,
biraz tereddütten sonra Türk ve Moğul dillerinin yakınlığını itiraz kabul etmez
bir şekilde ispat etmiş, Moğul dilinin Tunguz dili ile yakınlığı da aynı şekilde
kabul edilmiştir. altay grubunun Fin-Ugor ve Samoyed dilleri ile olan münasebeti halen
ciddiyetle araştrılmaktadır. Neticeten bu dillerinde Turanî diller çerçevesinden
sayılması mümkün gözükmektedir.
-
Devamı Var
 |
Geri |
|
İleri |
 |
|
|