 |
Abbasi Hudutları Dışında
İslamiyetin Türkler Arasında Yayılışı |
- Seyhun
nehrinin doğusunda, yani büyük Türkistan ile Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyindeki
bölgelerde yaşayan Türk boyları Abbâsi hilâfetinin siyasi hakimiyetine girmemiştir.
Bunlara Müslümanlık, bazı askeri seferler karşılıklı ticari münasebetler ve dervişler
sûfîlerin az da olsa faaliyetleri neticesinde girmiş ve yerleşmiştir.
-
- Seyhun'un ötesindeki
ülkelere karşı askeri seferler Sâmânî emirleri tarafından düzenleniyor ve başarılı
neticeler alınıyordu. Sâmânî Emîri Nuh b. Esed, 840 yılında İsficab'ı itaat altına
alarak halkın ekili arazisini ve bağlarını Türklerin akınlarından korumak maksadı
ile savunma tedbirleri aldırmış ve bazı surlar yaptırmıştır. Diğer taraftar
Tahiriler de Oğuzların ülkesine karşı seferler yapıyorlardı . Bu sebepler devam
ederken fethedilen ülkelerin iktisadi durumlarının düzeltilmesi için halifeler yardımda
bulunuyorlardı.
-
- Meselâ el-Mu'tasım,
Şâş vilâyetinin ziraatının geliştirilmesi için 2.000.000 dirhem yardım etmiştir.
Yine Sâmânî emirlerinden İsmâil b. Ahmed 893 yılında Karlukların elinde bulunan bölgeye
akın yaparak başkent Talas'ı zaptetmiştir. Esirler arasında Karluk Yabgu'sunun karısı
da bulunuyordu. Fetihden sonra şehrin büyük kilisesi câmiye çevrilmiş, aynı yıllarda
Nasr b. Ahmed, Batı Şavgar'a karşı bir sefer yapmıştır. Türkler de bu akınlar karşısında
sessiz kalmıyorlardı. 904 yılında Mâverâünnehr'i kısa süreli işgal ettikleri
gibi 942'de de Araplardan Balasagun'u geri aldılar.
-
- Sâmânîlerin Türk
ülkelerine yaptıkları seferler bazan çetin mukavemetle karşılaşıyordu; bura rağmen
akınlar devam ettiriliyordu. Nitekim 905 yılında İslâm hududu Balasagun'a kadar uzanmıştı;
zirâ biraz öncede belirtildiği gibi 942'de Türkler burayı tekrar ellerine geçirmişlerdi.
-
- Müslüman olan Türkler
de, büyük bir şevk ve heyecanla Sâmânîler ile birlikte Müslümanlığı kabul
etmemiş olan Türkler'e karşı çetin bir mücadeleye giriştiler. Öte yandan hudut şehirleri
Dâr'ül-Cihâd ilân edilmişti. Bu çetin askerî mücadeleler Türkler ile Müslümanların
bir bakıma birbirlerini tanımalarına yardımcı oluyordu. Diğer bir ifade ile Türkler
İslam dinini daha yakından tanıma fırsatı buluyorlardı. Bu tanıma Türklerin Müslümanlığı
kabulu açısından son derece önemlidir.
-
|
|