Türkler Müslümanlıktan
başka diğer dinlere de zaman girmişlerdir. Fakat Musevîlik, Hıristiyanlık ve Budizm
gibi dinler çok az sayıda taraftar bulmuşlardır. Hatta bu dinlerin yayılmasına karşı
sert tepkiler bile olmuştur. Buna karşılık İslâmiyeti kabullerinde böyle bir
durumda karşılaşmıyoruz. XII. asırda yaşamış din adamı ve tarihçi Süryâni
Mihail (ölm.1199) şu bilgiyi vermektedir "Türk Milleti tek tanrıya inanmakta idi.
Arapların da tek Allah'a inanmaları Türklerin islam dinini kabul etmelerine sebep olmuştur."
Süryani Mihail'in bu tesbiti bir gerçeği ortaya koymaktadır. Türklerin M.Ö. III. asırdan
itibaren her şeye kadir olan ebedi Gök-Tanrıya inandıkları tarihi hakikat olarak
ortaya çıkmıştır. Bu sebeple kendi "Tanrı" anlayışlarına ters düşmeyen
İslamın Allah'ını kolaylıkla kabul etmişlerdir. Diğer tarafdan İslamın cihat
mefkuresi ile Türklerin savaşçılık ruhu ve dünyaya hakim olma idealleri birbirini
tamamlıyordu.
Cihadın faziletleri
ve mücahitlere ahirette vaat edilen mükafatlarda, Türkler, kendi ideallerini bulmuş
oluyorlardı. Esasen kendi inançlarında öldürdükleri düşman nisbetinde öteki dünyada
mükafatın vaad edilmiş olması yeni dini kabulde teşvik edici bir sebep olmuştur. Hz.
Muhammed'in Türkler hakkındaki hadisleri, Türkler arasında İslam peygamberine karşı
bir sempati ve yakınlığın doğmasına sebep olmuştur. Keramet sahibi olan ve gaipden
haber veren Kamlar ile İslamın Evliya ve mürşitleri birbirlerinin yerine geçerken
daha doğrusu birbirleri ile kaynaşırken meydana gelen değişiklik pek farkedilmiyordu.
Türk töresi ile İslam'ın ortaya koyduğu nizam arasında bilhassa ahlaki meselelerde büyük
benzerlik dikkati çekmektedir. Kısaca belirtmeye çalıştığımız bu hususlar Türklerin
inanç ve ideallerine uygun gelen ve zamanın en mükemmel bir dinine ve medeniyetine
neden ve nasıl girmiş olduklarını ortaya koymaktadır.
|