Aral gölü civarındaki
Oğuz devletinde vazifeli olduğunu gösteren kısa bilgi dışında, hakkında mâlûmat
sahibi olmadığımız Dokak, eskiden beri reislik mevkiini elinde tutan bir âileden
gelmekte idi. Nitekim daha Tuğrul Bey zamanından itibaren tarihî kaynaklar Dokak
ailesinin asaletini belirtmekte birliktirler.
Dokak ile kendisine tâbi kütlelerin,
Aral gölü kuzeyindeki yurtlarında iken, Hazar-Türk devletine bağlı olduğu ileri sürülmüş
ise de, o sıralarda Hazar devletinin hayli sarsıntılara uğradığı ve Peçenekler'in
tazyiki sebebiyle de komşuları Oğuzlar ile ittifak etmek zorunda kaldığı düşünülürse,
bu tâbiiyetin şüphe ile karşılanması gerekir.
Kıpçak bozkırındaki Oğuzlar'ın
başbuğu bulunan Dokak'ın Oğuz devleti içinde nüfuzlu bir idareci olduğu veya aynı
devlette federatif bir kuvveti temsil ettiği ihtimali umumiyetle kabul edilmiştir.
Nitekim Oğuz devletinde Yabgu'dan sonra gelen en büyük şahsiyet olduğu devlet
idaresindeki mes'ul mevkiinden anlaşılan Dokak, Yabgu'nun bir Türk zümresi üzerine
yapmak istediği sefere itiraz etmiş, bu yüzden çıkan kavgada kendisi yüzünden
yaralanmış, fakat gürz ile vurduğu Yabgu'yu atından düşürmüştür.
Bu mücadeleyi bahis konusu
eden bazı kaynaklar, Dokak'ın İslâm ülkelerine karşı tertiplenen sefere engel olduğunu
kaydetmekle bu Oğuz başbuğunu İslâm müdâfii olarak göstermek istemişlerdir.
Fakat o tarihlerde diğer Oğuzlar'la
birlikte Kınık boyunun dinî durumu iyice aydınlanmış değildir. Vaktiyle Selçuklu
âilesindeki İsrâil ve Mikâil gibi adlardan dolayı bu âilenin Hıristiyanlığı veya
Musevîliği kabul ettiği iddiaları kuvvetli temellere dayanmayan tahminler olmaktan
ileri geçememiştir.
Oğuzlar'ın ancak X. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren müslüman olmaya başlamaları ve Dokak soyundan ilk müslüman
kişi olarak Selçuk'un gösterilmesi sebebiyle, Dokak'ın da İslâmiyet ile ilgisinin
bulunduğunu kabûle imkân yok gibidir. O sıralarda Selçuklu âilesinin henüz eski Türk
inancında olduğuna hükmetmek herhalde daha doğrudur.
|