|
Sultan Tuğrul Bey, Selçuklu şehzâdelerini
çeşitli bölgelerin fethi ile görevlendirmişti. Bu şehzâdelerden Mûsâ Yabgu'nun oğlu
Hasan Büyük Zab nehri kenarında Bizanslılar karşısında büyük bir yenilgiye uğradı
(1048). Tuğrul Bey; İbrâhim Yınal ve Kutalmış'ı bu yenilginin intikamını almak için
Anadolu gazâsına memur etti. Bu iki şehzâdenin idaresindeki Selçuklu ordusu
Hasankale'de Bizans ordusunu mağlûp ederek Gürcü prenseslerinden Lipârit'i esir aldı
(18 Eylül 1049) ve büyük ganimetlerle Tuğrul Bey'in yanına döndü. Bizans İmparatorluğu
batıda topraklarını ciddî bir şekilde tehdit eden diğer bir Türk kabilesi Peçeneklerin
akınları sebebiyle doğuda Selçuklular ile anlaşmak zorunda idi.
Ayrıca esir
bulunan Lipârit'i de kurtarmak istiyorlardı. Neticede İstanbul'da daha önce inşâ
edilmiş, fakat o sırada harap durumda bulunan câmiin tamir edilmesi, Fâtımî Devleti
adına okunan hutbenin Bağdad Abbâsî Halîfesi ve Tuğrul Bey adına okunması kararlaştırıldı.
Bizanslılar Selçuklu Devleti'ne yıllık vergi ödenmesi için yapılan teklifi kabul
etmediler.
Taht mücâdeleleri
gibi bazı iç meselelerinin baş göstermesi sebebiyle Selçuklular bir süre Anadolu'ya
akın yapmadılar. Bundan sonra Sultan Tuğrul'un bizzat Anadolu'ya sefer yaptığını görüyoruz.
Sultan Tuğrul, Van gölü'nün kuzeyindeki Bargirî ve Erciş kalelerini aldıktan sonra
Malazgirt'i kuşattı ise de, burayı zabtetmeye muvaffak olamadı. Bu sırada Selçuklular
üç kol hâlinde doğu ve kuzey-doğu Anadolu'ya gelmemesine rağmen, muhtelif Selçuklu
emîrleri akınlara devam etmişlerdir. Bu akınlar gelecek fetihlere zemin hazırlamış
ve Bizans mukâvemetini kırmada büyük ölçüde faydalı olmuştur.
|