| Abbâsî
Halîfesi Kâim bi-Emrillâh Bağdad'da Büveyhîler ve Türk askerleri kumandanı Arslan
Besâsîrî'nin baskısı altında idi. Ayrıca Arslan Mısır'daki Fâtımî Devleti ile
de temasta idi. Bu durum karşısında Abbâsî halîfesi ısrarla Sultan Tuğrul Bey'i Bağdad'a
davet etmiş ve kendisini bu güç durumdan kurtarmasını istemişti. Nihayet bu davetler
sonucu Sultan Tuğrul Bey harekete geçerek Aralık 1055'de İslâm dünyasının o
zamanki merkezi olan Bağdad'a girdi. Arslan Besâsîrî, sultanın gelişini duyduğu
zaman önce Hille'ye sonra da Rahbe'ye çekilmişti.
Bağdad'da bulunan Türklerle
Deylemli askerlerin sebep olduğu olay sonucu Selçuklu askerleri ile aralarında çarpışma
oldu. Selçuklu ordusu bu hareketi bastırdı ve âsileri cezalandırdı. Büveyhî emîri
Melik ür-Rahîm de yakalanarak hapsedildi ve Irak Büveyhî Devleti'nin hâkimiyetine son
verildi. Bu sûretle Bağdad'da âsayiş sağlandı. Sultan Tuğrul Bey, halîfenin yıllık
gelirini az görerek, artırılmasını emretti. Daha sonra Arslan Besâsîrî üzerine
bir sefere çıktı (15 Ocak 1057).
Besâsîrî tekrar
Rahbe'ye kaçtı. Tuğrul Bey ise, Cizre ve Sincâr'ı aldıktan ve Musul'u İbrâhim Yınal'ın
idâresine bıraktıktan sonra tekrar Bağdad'a döndü (23 Aralık 1057). Sultan Tuğrul
Bey Bağdad'a döndükten sonra bu defa Abbâsî halîfesi ile görüştü. Halîfelik
sarayında büyük bir merâsim yapıldı. bu görüşme sırasında halîfe, sultanın
faaliyetlerinden memnun olduğunu belirttikten sonra Tuğrul Bey'i "Melik el-Maşrık
ve'l-Mağrib" ilân etmiş ve ona Ebû Tâlib künyesi ile Rükn ed-Dîn lâkabını
vermişti. Böylece İslâm âleminin dünyevî hâkimiyetini halîfe kendi rızâsı ile
Tuğrul Bey'e devr ediyor ve bir asırdan beri Büveyhîlerin tahakkümünde yaşamakta
olan İslâm'ın manevî lideri halîfeler eski itibarlarını kazanmış oluyorlardı (15
Ocak 1058).
|