Sultan Alâeddin
Keykubâd son yıllarını Eyyûbîler ile mücadele ederek geçirmiştir. 1234 yılında
yapılan ilk çarpışmada Eyyûbîler mağlûp oldular.
Ertesi yıl Eyyûbîleri
Doğu Anadolu'dan tamamen uzaklaştırmak için ordusunu Kayseri'de toplayarak hareket
etti. Bir kısım kuvvetler Diyarbekir'in muhasarasına gönderilirken bizzat sultanın
kumanda ettiği kısım Rakka, Urfa, Harran ve Siverek'i şiddetli muhasaralardan sonra
zabtetti. Ancak Selçuklu kuvvetlerinin çekilmesinden sonra el-Melik el-Kâmil Urfa ve
Harran'ı zabtedip halka çeşitli zulümlerde bulundu. Artık kesin olarak meseleyi
halletmek gerekiyordu. Alâeddin Keykubâd, el-Melik el-Kâmil'e katî darbeyi indirmek
maksadiyle ordusunu Kayseri'de topladı. Fakat ordusunu harekete geçirmeden önce bir
ziyafette zehirlenerek öldü (30 Mayıs 1237) ve cesedi Konya'ya nakledilerek kendisine
nisbet edilen türbeye defnedildi.
Sultan Alâeddin
Keykubâd, Anadolu Selçuklu devletinin ve devrinin en büyük hükümdarlarından
birisidir. Onunla devlet siyâsî, iktisadî ve kültürel bakımdan en yüksek seviyesine
ulaşmıştı. Ülkenin hemen her tarafından büyük imar faaliyetlerine girişmiştir.
İlim ve sanattan zevk alır, meclislerinde tarih ve siyasete dair münakaşalar yaptırır,
âlim ve sanatkârları himaye ederdi. Hükümdarlık zamanı Türkiye tarihinin en müreffeh
devirlerinin başında gelmektedir.
Onun inşa ettirdiği
cami, medrese, kervansaray, köprü ve hastahanelerin çoğu hâlâ ihtişamlarını
korumaktadırlar. Moğol tehlikesinin ortaya çıktığı bir zamanda ve genç yaşında
vefat etmesi Anadolu Türk tarihi bakımından büyük bir talihsizliktir.
|