|
Selçuklu Devletleri'nde siyasî ve askerî yönden hâkimiyeti ellerinde tutan Türkler
sosyal hayatta da üstün durumda idiler. Saray teşkilâtı kadroları ile askerî
sınıf mensupları Türkler'den oluşmaktaydı. Hükümet teşkilâtında İranlılar
hâkim olup, devlet memuriyetleri umumiyetle irsî idi.
Şehirlerde büyük nufûz
sâhibi aileler vardı. Aydın zümreyi din adamları ve tarikat şeyhleri temsil etmekte
olup, bunlar halk üzerinde nufûz sahibi idiler. Bu zümreye âlimler ve tabibleri de
dahil edebiliriz. Tüccârlar, sanatkârlar ve küçük zanaat erbabı şehir ve
kasabalarda yaşamaktadırlar. Çeşitli esnaf ve zanaat erbabı ayrı ayrı loncalar
meydana getirmişlerdi.
Büyük şehirlerdeki ayak
takımı da "ayyâr" veya "evbaş" denilen grupları
oluşturmaktaydılar. Köylerde ise dihkanlar, toprak sâhibleri ve köylüler yaşamakta
ve ziraatla meşgul olmaktaydılar. Nihayet dilenciler ve divâneler cemiyetin öteki
tabakalarını teşkil etmekteydiler.
Türkiye Selçukluları'nda
"Halk", şehir ve köylerde yaşayanlar olmak üzere iki grubda mütalaa
edilmektedir. Şehirlerde Anadolu nüfusunu meydana getiren çeşitli topluluklar
oturuyordu. Nitekim şehir topluluğu;
- 1- Hükümet
mensupları (memurlar),
- 2- A'yan,
- 3- İlim erbâbı,
4- Fütüvvet=âhilik
teşkilâtı gibi dört kademeden oluşmaktaydı. Bunlardan fütüvvet teşkilâtı,
esnafın kendi aralarında birleşerek kurdukları dinî-iktisâdî bir tarikat olup,
çeşitli zanaat şubeleri, söz gelişi; kuyumcular, fırıncılar, ayakkabıcılar,
dericiler ve diğerleri birer esnaf loncalarına sahibdiler. Şehir halkı olarak
belirttiğimiz sosyal gruplar içinde ise, âyan denilen ileri gelenler ile, hükümet
nezdinde halkı temsil eden "igdişler" ve muhtemelen tüccârlar da yeralmakta
idi.
Etnik bakımdan
Türkmen menşe'li olan Türk köylüsü "göçebe" olup hayvancılık ile
uğraşmakta, yerleşik olanlar ise ziraatçi idiler. Köy topluluğu aşiret
teşkilâtını muhafaza ediyorsa, başlarında idareci olarak "bey" bulunmakta
idi. Yerleşik ziraatçi köylülerin başında ise bir köy kethüdâsı (dihkan) vardı.
Türkler'in Anadolu'ya yerleştikleri ilk devirlerde hıristiyan çiftciler himâye
edilmiş, hattâ işgâl edilen öteki bölgelerden yerli çiftciler hükümdarlar
tarafından kendi bölgelerine naklettirilmişlerdi.
Anadolu
Selçukluları Anadolu'da yaşayan gayr-i müslim topluluklara, müslümân halka kesin
bir zarar vermedikleri sürece, bütün geleneklerine karşı hoşgörü ile
davranmışlardı. Rum olmayan hristiyanlar artık Bizans kilisesinin sıkıcı
başkısından kurtulmaları sebebiyle, genellikle, Türkler'in hâkimiyeti altında
yaşamaktan memnundular. Nitekim bu topluluklara mensup Süryanî Mikhail gibi din adamı
ve tarihçiler Selçuklu sultanlarının hoşgörülerinden övgü ile söz etmişlerdi.
|