Bu İslâm-Türk devletlerinde edebiyat ve şiir büyük
gelişme göstermiştir. İran edebiyatının sayılı şâirleri Gazneli Mahmûd'un
himayesinde yetişmişlerdir. Bugünkü edebî Farsça'nın temelini atan, meşhur Şehnâme
şâiri, Firdevsî de bunlar arasında idi.
Delhi sarayında da, şâirler, bilhassa Alâ'üd-din Kalaç devrinde -Gazneliler ve Selçuklular'da
olduğu gibi- "Mavacib-i şâ'iri"(şâirlik ödeneği) alırlardı. Hint-Türk hükümdarları eski Hint
eserlerinin tercümelerine de yardım etmişlerdi. Bunlar arasında en mühimmi, "Kelîle
ve Dimne" diye tanınan ahlâk kitabı Pançatantra'nın, Gazneli sultanı Bahrâm-şah
(ölm. 1157 )adına Nizâm'üd-dîn Ebu'l-Ma'alî tarafından Farsça'ya tercümesidir.
Şiir ve edebiyat sahasında
büyük ilerlemeler kaydedilen Selçuklu devrinde bilhassa Fars edebiyatı çok gelişmiştir.
Türk sultanlarının maddî, mânevî, himayeleri sayesinde İran edebiyatının en seçkin
simaları bu çağda yetişmişlerdi.
Bu devirde Türk edebiyatı,
bilindiği gibi, Anadolu'da gelişmiştir. Malazgirt zaferinden beri eski Oğuz menkıbelerini,
bozkırların destânî konular ile süslenmiş kahramanlık hikayelerini kopuz çalarak söyliyen
Türkmen halk şâirlerinin, 12-13. yüzyıllar Anadolu'sunun gaza ve fetih ruhuna uygun
islâmî geleneklerini (Ebû Muslim, Hz. Hamza, Hz. Ali etrafında örülen efsaneler vb.)
Türkçe terennümleri ile başlayan bu edebiyatta Dânişmendname, Battal Gazi destanı,
Sarı Saltuk menkıbesi vb. gibi mahsuller yanında Yesevî şâirlerinin tesiri ile sûfîyane
Türk edebiyatı çığırı açılmıştır. Aynı zamanda Sultan Veled aracılığı ile
Gülşehrî'yi ve Âşık Paşa gibi klâsik Türk şiirinin temsilcilerini hazırlayan bu
çığırda, ünlü Türkmen şâiri Yunus Emre (ölm. 1320) asırlarca erişilmesi mümkün
olmayan bir şahikaya yükselmiştir.
|