Türk-Moğol Meselesi Eski devirlerden beri Türkler'in
anayurdunun bir parçası olarak bilinen ve bugünkü Moğolistan ve Mançurya'yı içine
alan Asya'nın kuzeydoğu bölgeleri, Hunlar'dan beri türlü Türk boyları ile Moğol ve
Mançu gibi diğer Altay kavimlerinin faaliyette bulunduğu sahalar olmuştur. Türkler'in
cedleri olarak kabul edilen ve Çin'le daimî bir mücadele halinde yaşayan Hunlar
buralardan batıya ve güneye yayıldıkları gibi, 6-8. yy.'lardan itibaren Asya
tarihinde siyaset ve kültür bakımından büyük rol oynamaya başlayan Gök-Türk İmparatorluğu'nun
merkezi de burası idi.
Ancak denizden uzak ve sert
kara iklimine sahip olan ve bilhassa Çin ile daimî bir savaş halinde yaşamayı
icabettiren bu bölgeyi, istikbal için karanlık gören Türkler, IX. yy.dan itibaren
yavaş yavaş terketmişler ve merkezlerini batıya ve güneybatıya nakletmişlerdir. Türkler'in
en eski dil ve kültür âbidesi olarak bilinen Orhon ve Yenisey yazıtları bu bölgelerde
meydana gelmiş ve bunların asılları da hâlâ burada muhafaza edilmekle beraber, burası
bugün artık bir "Moğolistan" olarak tanınmakta ve Türklükle ilgisi, ancak
tarihî bir değer taşımaktadır.
Siyasî ve idarî merkez batı
ve güneybatıya kaymakla beraber, Türk boylarının bir kısmı Moğollar'la bir arada
veya onlarla komşu bir halde yaşamakta devam etmişler, Moğollar'ın bir kısmı Türkleşirken
bazı Türk boylarının da "Moğollaştığı" görülmüştür. Altay'daki Türk
boyları ile Moğollar arasındaki buna benzer karşılıklı temas ve kaynaşmalar, XX.
yy.'a kadar devam etmiş ve etmektedir. Bu yüzden, Moğollar arasında Türk ve Türkler
içerisinde Moğol boy adlarına rastlandığı gibi, bazan da aynı boy adının hen Türk,
hem Moğol cemiyetlerinde aynı zamanda kullanıldığı görülmüş, fakat duruma göre
bunların bazıları "Türk" bazıları "Moğol" kaynaklı olarak değerlendirilmiştir.
XII. yy.'da tarih sahnesine
çıkışlarından önce, Moğollar'ın bu zümreye mensup aşağıda saydığımız
boyların, devlet kurma gibi siyasî ve sosyal faaliyetleri bölgesel kalmıştır. XII.
ve XIII. yy.'larda, bir cihan imparatorluğu kurulması şeklinde karşımıza çıkan hâdiseler
ise, dünya tarihin en önemli sayfalarından biri olup, bundan önceki Hun, Avar, Göktürk
devirlirini hatırlatmakta ve bunların birer tekrarı gibi karşımıza çıkmaktadır.
Asya bozkırlarında vücuda
getirilen bu son büyük imparatorluğun rehberliğini üzerine alan Cengiz (Çinggiz),
kendisinin mensup olduğu Moğol kabilelerini birleştirdikten sonra, Türk boylarını da
kendi hâkimiyeti altına alarak, bunların da Moğollar'la beraber hareket etmesini temin
etmiştir. Zaten eskiden beri aynı tarihî mukadderata bağlı kalan bu bozkır
kabileleri, teşkilât ve iktisadî bünye bakımından olduğu kadar, kültür bakımından
da birbirlerine yabancı olmadıkları gibi, bilhassa bu iki millet arasındaki temasların
daha sık olduğu hudut boylarında etnik bakımdan da az çok birbirlerinin tesiri altında
kalmışlardı.
Bozkır kanunları, bu kanunların
doğurduğu hayat şartları ve bunlar üzerine kurulan siyasî birlikler, uzun asırlar süren
müşterek tarih içinde, bunların bir kısmını o şekilde birbirine karıştırmış
ve yoğurmuştur ki, bu kavimler arasındaki ırk farkları âdeta silinmiş ve bazılarını
diğerleri içinde eritmiştir. Birçok Moğol kabileleri daha çok eski devirlerde Türkler
içinde temsil edilmiş olduğu gibi, bugünkü Moğollar arasında da bu şekilde temsile
uğramış Türk zümrelerini bulmak mümkündür. Türk zümrelerinin bilhassa Moğollar'a
yakın sahalarda oturan kısımlarında bunun izlerini bugün bile görmek mümkündür.
Cengiz'in rehberliği altında
meydana çıkan Moğollar'ın kısa bir zamanda bu kadar kuvvetli bir teşkilât vücuda
getirebilmiş olmaları, Moğollar'ın kendi kuvvetlerinden ziyade, ancak tarihî
mukadderatın hazırladığı bu yakınlık sayesinde, Türk kavimlerinin bir kısmının
Moğollar'a derhal iltihakının temin edilmiş olmasiyle açıklanabilir. Moğollar'la işbirliği
neticesinde bu Türk zümreleri vasıtasıyle komşu Türk kültür merkezlerinin bu teşkilat
içerisine alınmış olması, Türk tarihinin gelişmesinin tâyininde de bir unsur olmuştur.
Moğol devlet teşkilâtının eski Türk an'anesi üzerine kurulduğunu eskiden beri Türkler'de
gördüğümüz ıstılahların aynen kabul edilmiş olmasiyle de isbat edildiği gibi, Türk
ülkelerinin doğu kısmında hâkim olan kültürün dini olan burkancılığın Moğollar
arasında yayılması ve Uygur alfabesinin bugüne kadar hâlâ Moğollar tarafından
kullanılmakta olması da bunun birer delilidir.
|