Cengiz imparatorluğunun, kısa bir müddet için
dahi olsa, bozkır ve civar memleketlerdeki kargaşalıkları ortadan kaldırmak
suretiyle, kıtalar arasındaki münasebetler ve bunun sayesinde, eski ticaret yolları
tekrar emniyet altına alınarak, gerek maddî ve gerek manevî kültür malzemelerinin o
devirde dünyanın bir ucundan öbür ucuna naklini kolaylaştırmış olmasiyle, beşeriyet
tarihinde büyük bir rol oynamış olduğunda şüphe yoktur. Fakat bunun en büyük tesiri Türk sahasında,
Türk milleti üzerinde olmuştur. Cengiz'den önceki bu devirler ve Türk sahasının münferit
bölgelerinin tarihi bakımından, bu tesirin olumlu veya olumsuz olarak yorum veya izahına
imkân olmakla beraber, Türk sahası ve milletinin bu devirden sonraki kaderi
cephesinden, bunun umumî olarak çok mühim ve olumlu bir vazife gördüğü inkâr
edilemez.
Cengiz ve onun halefleri hâkimiyet
peşinde koşarken, belki kendileri de bunun neticelerini düşünmeden, Türkler'in o
devirde de en mühim kuvvetini teşkil eden bozkır kavimlerini nizama koyarak, bunları
eski devirlerde olduğu gibi, bir kuvvet rezervuarı haline getirmişler ve bunların yardımı
ile Türk sahasını tek bir merkez etrafında birleştirmekle, Türk kavimlerinin
birbirleriyle kaynaşmalarını temin etmişlerdir. Bu kuvvetli ve taze yeni Türk
dalgaları, bilhassa hudutlarında, münferit Türk zümrelerinin komşularının tesiri
altında, ayrı birer etnik birlikler teşkil etmelerine mâni oldukları gibi yabancı zümrelerin
tesirleri altında birbirinden farklı kültürler vücuda getirmelerini de önlemişlerdir.
Cengiz ve haleflerinin işgal
ettikleri yerlerde bir çok kültür merkezlerinin yıkıldığını ve birçoklarının
da yer değiştirdiğini bildiğimiz gibi, bunların yerine yenilerinin de vücuda geldiğini
görüyoruz. Bu yıkma ve kurma hadisesinde Türkler'in kayıp ve kazançları ayrıca
tetkike değer bir meseledir ve bunun herhalde, bir millet olarak, Türkler'in aleyhinde
olmadığı da görülecektir. Bu devirden, Türkler'in İslâm çerçevesi içinde bir
tek kültür camiası olarak çıkmış olmaları da, milli bünye bakımından mühim bir
kazanç teşkil eder. Hudud boylarında gördüğümüz Türk zümrelerinin geri kuvvetler
ile birleşerek kuvvetlenmiş olmaları da, bu mıntıkaların hususî vaziyetleri göz önünde
tutulursa, Türk tarihi için ehemmiyetsiz bir hâdise sayılmaz.
Cengiz imparatorluğu parçalanarak,
münferit mıntıkaların istiklâllerini ilân etmeleri, Türk sahasını, iktisadî bakımdan
daratmış olduğu gibi, aralarında vukua gelen mücadeleler de Türk kanının lüzumsuz
yere harcanmasına sebep olmuş ve resmen dahi devam eden haricî birlik de Timur zamanında
büsbütün ortadan kaldırılmıştır. Türk sahasının hudutlarındaki teşekküllerin
hiçbirinin Türkler'in kuvvet kaynağı olan bozkırları tamamıyla kendi tarafına
celbedememiş olmasına yol açmış ve bunu daimî kargaşalık haline getirmiştir.
Yeni bir birliğe doğru lâzım
olan esasların kısmen hazırlanmış olmasına rağmen, Timur'un halefleri arasında bu
kumandanın başladığı işi devam ettirebilecek şahsiyet çıkmamıştır. Bu
birbirinden ayrı mıntakaların zayıflayarak yeni bir Türk kuvvetini kabul etmeğe hazır
bulunduğu bir anda en kuvvetli devrini yaşayan Anadolu Türk zümresi de, önündeki işi
başarmakta kendi kuvveti kâfi geldiği için, diğer Türk kuvvetlerinin birleştirilmesinde
kendisi için bir menfaat görmemiş, böylece Türk sahasının bir idare altında
toplanmasına imkân bulunamamıştır. Daha sonra maddî kuvvetten ziyade manevi kuvvetin
rol oynamağa başladığı devirde, artık Türk sahasının en mühim mıntıkaları düşmanların
pençesi altına girmiş bulunuyordu.
|