Hun ve diğer Türkler'le Cengiz ordularının
gösterdikleri büyük başarıların bir taraftan eşine az rastlanan kahramanlık, deha
mertebesindeki strateji ile vecd derecesine varan savaş azminde ve o devre göre tatbik
etdilen teknik üstünlükte, diğer cihetten sivil teşkilâtla askerî teşkilâtı
kaynaştırarak yürütmelerinde, sosyal nizamı aynı zamanda askerî bir nizam haline
getirmelerinde aramak gerekir; yani onlarda aile, oba, boy, halk gibi sosyal
teşekküller, aynı zamanda onluk, yüzlük, binlik ve tümen gibi askerî birlikleri de
karşılıyordu ve bir savaş halinde bütün millet iç teşkilâtını bozmadan tek bir
ordu gibi harekete geçebiliyordu.
Cengiz Han bu bakımlardan yeni bir şey ortaya koymuş olmayıp, bu bölgelerde eskiden
beri mevcud olan hayat tarzını, büyük askerî harekâta uygun bir şekilde
teşkilâtlandırarak bundan ustalıkla faydalanmasını bilmiştir.En küçük aile
birliğine Moğolca'da yasun ("kemik") deniyordu. Bu yasun'a mensup olanlar
akraba oldukları için birbirleriyle evlenmezler ve bir ebügün ("ced")den
türediklerine inanırlardı.
Bir kaç yasun'un
birleşmesiyle aymag ve obog'lar (=Türkçe oymak, oba, "soy, kabile, aşiret,
boy" anlamında) meydana gelirdi. Obog'a mensup olanlar da birbirleriyle evlenmezler
ve menşelerini müşterek bir cedde bağlarlardı: Obog'lar için kullanılan diğer bir
tâbir de urug idi (= Türkçe uruğ, "akraba, kabile, boy, soy, nesil"
anlamında). Başka başka obog (soy)lara mensup olanlar evlenince birbirlerine
"kuda" derlerdi (Uygurcada kudaş, diğer lehçelerde kuda). Yasun ve urug
dışındaki kimseler cad (=Türkçe cad, yat, "yabancı") sayılırdı.
Fakat savaşlar yalnız
cadlara karşı yapılmaz, obog ve urug mensubu akrabalar arasında da çarpışmalar
olurdu. Bu takdirde akrabalar yabancı sayılırdı. Bundan başka, bazan birbirine uzak
obog (soy)lara mensup olan şahıslar da karşılıklı hediyeler alıp vermek suretiyle
anda (kan kardeşi) olurlardı. Anda'lar birlikte yaşamazsa da yasun, aymag ve obog
fertleri gibi birbirlerini desteklerlerdi.
Urug, yani akrabalar, bir
obog'un yani boyun hâkim sınıfını teşkil ederlerdi. Bunların arasında da bir de
bogol-bo'ol denilen köleler sınıfı vardı ki, bunlar diğer şark milletlerindeki
kölelerden farklı olup, harp esirlerinden meydana gelen hizmetkârlardan ibaretti ve
kendi boy özelliklerini muhafaza ederlerdi. Bogol'llar zamanla urug sayılarak akraba
sınıfına girebiliyordu. Yararlık gösteren bogol (köle)ler, serbest bırakılınca,
bunlara darhan (tarhan) denirdi.
Sonraları calagu (genç,
delikanlı) tâbiri de "uşak" anlamında kullanılmıştır.
Nüfuz derecesine göre akrabalar arasında da kademeler bulunurdu. Yasun ve obog'lar,
kabiliyet, cesaret ve beceriklilikleri ile temayüz etmiş olan şahıslar tarafından
idare edilirlerdi ki, bunlara noyan ("bey, reis komutan") denirdi. Noyan'ların
isbaşına gelişinde menşe ve nesil-nesep rol aynamazdı. Bunların vasıflarını
belitmek üzere bagatur ("bahadır, cesur"), seçen ("bilge,
akıllı"), mergen ("nişancı"), bökö, büke ("pehlivan") v.b.
gibi tabirler de eklenirdi. Noyan'dan başka Çinceden alınan Taysı (prens) ve sengün
(komutan), Türkçe'den gelen tigin (prens) buyrug (komutan)v.b. tabirler de
kullanılırdı. Noyan, önceleri hem sivil, hem askerî âmirleri ifade ederken,
sonraları umumiyetle "subay" anlamında kullanılmıştır.
Noyan'ların en yakın
yardımcılarına nökör-nöker denirdi. Bu sözün menşei hakkında ihtilaf vardır.
Barthold, bunun Farsçadan gelme bir söz olduğunu ifade etmişse de, Vladimirtsov,
aksine Farsçadaki nöker sözünün Moğol menşeli olduğunu ileri sürmüştür.
Devamı Var
|