II. Mustafa ilk seferine çıktı. Transilvanya'da
Lugoş meydan muharebesinde Alman ordusunu yendi (22 Eylül 1695). Çar Büyük Petro ise
Azak (Rostov Hanlıkları) önünde bozuldu (13 Ekim 1695). Fakat ikinci teşebbüsünde
Azak'ı aldı (6 Ağustos 1696). II. Mustafa, Almanlar üzerine ikinci sefer-i hümayuna
çıkıp Olaş'ta Alman ordusunu bozdu (27 Ağustos 1696). Ertesi yıl üçüncü seferini
yaptı. Ancak Senta'da (11 Eylül 1697) Tuna köprüsünün çökmesi üzerine iki yakada
kalan Türk ordusu bozuldu. Bu suretle Macaristan'ı geri almak için açılan sonuncu
sefer netice vermedi. II. Mustafa bir yıl içinde çok büyük hazırlıklar yapıp
Macaristan'ı almak istiyordu. Fakat herkes harpten bıkmıştı. Dehşetli bir sulh
isteği vardı. Padişah boyun eğdi.
Sulh müzakereleri uzun sürdü, çetin geçti. Türk baş murahhası Reisülküttab
Mehmed Rami Efendi tarafından büyük dirayetle idare edildi. Bu suretle Karlofça
Barış Anlaşması imzalandı (26 Ocak 1699). Osmanlı devletinin toprak verdiği ilk
anlaşmadır. Bu suretle 16 yıl devam eden ve Osmanlı tarihinde Felaket Seneleri diye
anılan büyük savaş bitti. Türk kaybı çok mühimdi: Almanya'ya 249.000, Venedik'e
42.000, Polonya'ya 45.000, Rusya'ya 20.000, toplam 356.000 km2 toprak veriliyordu ki, en
mühimleri Macaristan, Hırvatistan, Slovenya, Slovakya, Transilvanya (Almanya'ya), Mora
(Venedik'e), Podolya, Türk Galiçyası (Venedik'e), Azak (Rostov) çevresi (Rusya'ya)
idi.
II. Mustafa Edirne Vakası
(22 Ağustos 1703) denen uğursuz bir ihtilalle tahttan indirildi ve bir kaç ay sonra
kederinden öldü. Yerine kardeşi III. Ahmed (1703-1730) padişah oldu. 40 yıla yakın
bir zamandan beri padişahların daa çok Edirne'de oturmak adetlerine de son verildi. II.
Mustafa, şehzadeliğinde seferlerde bulunarak yetişmiş son harp adamı padişahtır ve
ondan sonra padişahların bizzat orduya kumanda etmeleri, sefere çıkmaları adeti
kalkmıştır.
XVIII. asrın eşğinde
Türkiye devleti, Viyana Bozgunu ile patlak veren büyük ve derin zaaflarını ortaya
koymuş durumdadır. Eski gücünden çok şey kaybetmiştir. Ancak temelleri o derece
sağlam atılmıştır ki, gerilemesi ve çökmesi için daha asırlar gerekecektir.
İkinci cihan harbinden sonra İngiliz ve Fransız imparatorluklarının bir kaç yıl
içinde ve Türkiye'nin karşılaştığı dış baskı ve tecavüzler olmaksızın nasıl
yıkılıverdiği hatırlanırsa, Osmanlı devletinin yaşama gücü anlaşılır.
Osmanlı gücünün, dünyanın geri kalan güçlerinin üzerinde veya onlara eşit
olduğu XVI. asır çok geridedir.
Fakat hala devlet,
kendisinden sonra gelen en kudretli iki devletin toplam gücü üzerindedir. Ancak Avrupa,
müspet bilgi ve tenkidî görüş, teşebbüslerindeki azim ve devamlılık,
çalışkanlık ve ileriyi görüş, hırs ve istekle, çoktan Doğu'yu ve Doğu'nun en
büyük ve ileri temsilcisi Türkiye'yi geçmişti veya geçmek üzereydi. XVIII. asır
içinde hemen bütün müesseseleriyle Avrupa'nın Türklere üstünlüğü açığa
çıkacaktır.
Devamı Var
|