İsmail'e orada iken Taliş Muhammed Beğ'in
kendisini yakalayacağı haberi verilmiş olduğundan Erdebil'deki eski şeyhlerinin
mezarlarını ziyarete gelmiş olan Rumlu ve Şamlu müridler Ercuvan'a celbedildiler. Şu
husus İsmail'in yanında ne kadar az adam olduğun göstermeye kâfidir. Eğer, bir
kaynakta denildiği gibi, yanında bin beşyüz kişi olsaydı, böyle bir tedbire lüzum
hâsıl olmayacak ve hatta Erdebil valisi Cakirlü Sultan Ali'nin ihtarına bile ehemmiyet
verilmeyecekti. 1500 yılı kışı pek şiddetli geçmişti. Öyle ki, kuşlar soğuğun
şiddetinden uçamayarak yere düşüyorlardı. İsmail, müridlerine kardan
büyük bir kale yaptırdı. İçin adam koyarak kaleyi hücumla fethedip eğlendi. (1500)
baharı gelince Erdebil'i ziyaret ettikten sonra, Gökçe Deniz'e (Göl) doğru yollandı.
Maksadı adı geçen gölün kıyısında bulunan Hüseyn-i Baranî ile birleşmek olsa
gerektir. Fakat İsmail'in asıl gayesi Anadolu'ya gitmekti. Daha kışlakda iken
Erzincan'a gelmeleri için Anadolulu müridlere ulaklar gönderilmişti. Bu ulaklardan
biri Koç Oğlu Hamza Bey olup kendi oymağı olan Ustacululara yollanmıştı. Hüseyn-i
Barânî, Kara-Koyunlu Cihan Şah'ın neslinden olduğunu iddia ediyordu ki buna şüphe
ile karşılamak yerindedir.
Denildiğine göre,
İsmail'in buyruğunda bu esnada 1000 kişi vardı. Fakat buna rağmen Safevî Şeyhi
Hüseyin kendisini yakalamasından korkarak müritleri ile bir gece oradan uzaklaşıp
Erivan'ın güneyindeki Sad Çukur (Çuhur Şad) bölgesine geldi. Buradan Dokuz Ulam
mevkiine varıldığında Bayburd'lu Karaca İlyas'ın buyruğundaki bir kısım Anadolulu
sofular şeyhlerinin huzuruna geldiler. Yoluna devam eden İsmail Kağızman ve
Erzurum'dan geçip Tercan'a, sonra onun güneyindeki Saru Kaya yaylağına ulaştı
(1500). İsmail'i burada da Ustacalular karşıladılar. Safevî şeyhi Ustacalu'nun
Çavuşlu obasından Baba Süleyman'ın babası Oğlan Emet'e konuk oldu. Saru Kaya'da iki
ay kadar kalan İsmail, bir mağarada yaşayarak insanları rahatsız eden büyük bir
ayıyı okla öldürüp müritlerinin daha fazla hayranlığını kazandı. Sonra
Erzincan'a gidildi. Osmanlı kaynaklarının ifadesi ile Erdebil Oğlu, Taliş'ten
Erzincan'a kadar taciz edilmeden rahatça gelmişti. Bu husus Ak-Koyunlular'ın nasıl
derin bir çöküntü içinde bulunduklarını açıkca gösteriyor.
İsmail'in Anadolu'ya
gelişi bu ülkedeki müritleri arasında derin bir sevinç yarattı. O derecedeki
gerdeğe girmek üzere olan Dulkadirli elinden bir genç davet haberini alır almaz
gerdeği unutup Erzincan'ın yolunu tutmuştu.Her taraftan bölük bölük gelen Türkler,
Ustacalu, Şamlu, Rumlu (başlıca Sivas, Amasya, Tokat bölgelerinin yerleşik Türk
halkı), Tekelü (Antalya bölgesi), Zülkadr (Dulkadr) ile yine Anadolu'daki Karaman
bölgesi halkına (başta Turgudlular olmak üzere) ve Varsaklar'a (Tarsus bölgesi
Türkmenleri) mensup idiler. Beğlerden Ustacalu Mirza Beğ oğlu Muhammed Beğ, Şamlu
Abdi Beğ de kalabalık maiyyetleri ile gelenler arasında bulunuyorlardı.
İşte Safevî
devletini kuran ve devam ettiren Anadolu Türkleri bunlardır. Anlaşılacağı üzere bu
Türklerin ezici çoğunluğu veya hepsi Orta ve Güney Anadolu bölgelerinde idiler.
İsmail bilhassa dahilî mücadeleden dolayı hiç bir güçlüğe uğramadan istediği
gibi Ak-Koyunlu ülkesinde dolaşmış ve yine bu devlete ait olan Erzincan'a gelip orada
kolayca müridlerini etrafına toplamıştı. Bu esnada II. Bayezid Modon ve Korun'un
fethi ile meşgul bulunuyordu. Bu yüzden Osmanlı tebaasından binlerce kişi güçlük
çekmeden hududa çok yakın Erzincan'daki mürşidleri İsmail'in yanına gidebildiler.
İsmail Erzincan'dan hareket etmeden önce Bayezid'e mektup yazarak Ustacalu boyunun
çoluk çocuklarını ve göçkünlerini Osmanlı ülkesinde bırakmalarına müsaade
etmesi için ricada bulunmuştu. İdaresi altında Dulkadirli elinden mühim bir
topluluğun genç Safevî şeyhinin katına gitmesine, Alâüddevle Beğ'in kayıtsız
kaldığı anlaşılıyor.
Devamı Var
|