- Bektaşî tarikatının
önderidir. 1216 yılında Horasan'ın Nişabur şehrinde doğdu. Asıl adı Mehmet,
şanı ise Bektaş'tır. Baba tarafından İmam Hüseyin'in soyundan geldiği ve Hazret-i
Ali'nin on altıncı batın torunu olduğu, hakkındaki rivayetler arasındadır.
Öğrenimini Nişabur'da yaptı. Sonra Kırşehir yöresindeki Suluca Karahöyük'e
yerleşti. Buradan görüşlerini yaydı. 1310 yılında öldü. Ölümünden sonra torunu
Balım Sultan Bektaşi tarikatını kurdu. Türbesi de bugün adıyla anılan ilçededir.
Bektaşî tarikatının önderi olan ve Bektaşîlerin piri gözüyle bakılan Hacı
Bektaş Velî, bir tarikat kurmayı ve pîr olarak başına geçmeyi asla
düşünmemişti. O sadece bir mürşit olarak ortaya çıkarak insan sevgisini ve
insanlığı dünyada her şeyin üstünde tutma inancını insanlara yaymaya çalıştı
ömrü boyunca.
Bir görüşe göre, Hacı Bektaşî Velî, Anadolu'ya yerleşmiş bulunan
Türkleri irşat için, hocaları Ahmet Yesevî'nin talebesi olan Lokman-ı Perende ile
Seyyid Muhammed tarafından görevlendirilmişti. Üzerine ayrıca Türkleri
birleştirmek, aralarındaki geçimsizliği kaldırarak ve kardeş kılmak görevini de
alarak, Horasan'dan kardeşi Menteş ile birlikte ayrılmıştı.
Hacı Bektaş'ın Anadolu'daki ilk durağı Sivas oldu, oradan Amasya'ya geçti. Halifesi
olduğu Babaî tarikatı şeyhi Baba İshak'ın vefatına kadar Amasya'da kaldı. Sonra
bugünkü Kırşehir'in güneydoğusuna rastlayan Suluca Karahöyük'e gitti. Burası,
Selçuk Hükümdarı Alâeddin Keykubat tarafından, savaşlarda büyük yararlık
gösteren Horasanlı Yunus adında bir askere “yurtluk” olarak verilmiş ufacık bir
konak yeriydi. Sadece 7 hâneden ibaret olan ve bar obayı andıran bu konak yerine
Horasanlı Yunus'un oğlu İdris'in konuğu olarak yerleşti.
- Hacı Bektaşî Velî, bir din
adamı, bir düşünür, bir sosyolog, bir mâneviyatçı, bir ziraatçı ve bir Türkçü
idi. Bütün bu özellikleriyle insanların gönüllerine kolaylıkla girmeyi başardı.
- Hacı Bektaş, Suluca Karahöyük'ü bir halk üniversitesi
hâline getirdi. Bu arada geleceğin birçok mutasavvıf ve bilginlerini de burada
yetiştirdi. Bu öğrencilerini çeşitli diyârlarda açtığı “Kırk Ocak”lara
gönderdi, buralarda görevlendirdi onları. Görüşlerini etrafa yaymakta bu
öğrencilerinin pek önemli rolü oldu.Yunus Emre'nin hocası olan ve Hacı Bektaş'a
“Taptuk (bulduk) Padişahım” dediği için bu isimle anılan Taptuk Emre, Sarı
Saltuk, Geyikli Ahmet Baba, Abdal Musa, Ahî Evren, Balkan ülkelerinde büyük hizmetler
gören Kızıl Deli Sultan (nâm-ı diğer Seyyid Ali), Kaygusuz Abdal ve Pîr Sultan
Abdal bunların arasında idiler.

|
Bekteşî inancına
göre, Orhan Gazi ilk Osmanlı ordusunu kurarken Hacı Bektaş'ın fikirlerinden
faydalanmış, kurulan orduya dua etmiş ve yeniçeriler de kendisini “Pîr” olarak
tanımışlardır. Hatta elini bir askerin başı üzerine koyup dua ettiği zaman arkaya
doğru sarkan kol yeninin hatırasına Yeniçeri serpuşlarının arkası bir yen gibi
uzatılmıştır arkaya doğru. Hacı Bektaşî Velî, Yeniçeriliğin kurulmasından,
hatta Sultan Orhan'ın doğumundan çok önce vefat ettiği için bunların doğru
olmasına imkân yoktur. Ancak Yeniçeri ocağında Bektaşîliğin hâkim olduğu ve
Yeniçerilerin kendilerine “Taife-i Bektaşiyân” dedikleri gerçektir. Ve Yeniçeri
ocağındaki bu eğilime uyan Yavuz Sultan Selim'in de Bektâşî tarikatına girdiği
bilinir. Yavuz, Osmanlı hânedânı içinde Bektaşîliği kabul eden tek padişahtır. |
- Hararet “nar”dadır, “sac”da değildir.
- Keramet “baş”dadır, “tac”da değildir.
- Her ne arar isen kendinde ara,
- Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.
- Sâkin ol, kimsenin gönlünü yıkma,
- Gerçek erenlerin izinden çıkma,
- Eğer adam isen ölmezsin, korkma
- Âşığı kurd yemez, “uc”da değildir.
- diyen Hacı Bektaş Velî, vefatından sonra daha büyük
önem ve değer kazandı.
- Bu büyük önem nedeniyledir ki,
vefatından yıllar sonra torunlarından Balım Sultan tarafından onun görüşlerinin
ışığı altında bir tarikat kuruldu ve adına Bektaşîlik denildi. Bundan sonra
Suluca Karahöyük daha büyük önem kazandı ve Hacı Bektaş adıyla anılmaya
başladı. Hacı Bektaş Velî'nin kabrinin bulunduğu yerin çevresi bir ziyaretgâh, bir
Bektaşîlik merkezi hâline geldi. Hacı Bektaş Velî'nin medfun bulunduğu ve
“Huzur-ı Pîr” adıyla anılan türbe ise Yavuz Sultan Selim tarafından
yaptırıldı.
- “İnsanoğlu, bütün mahlûkat
ve mevcudattan kutsaldır. Ulu Tanrı, Hazret-i Âdem'i yaratırken kendi nûrunu ve
cemâlini ona vermiştir. Tanrı, insanı kâmilin özünde ve yüreğindedir”
görüşü Bektaşîliğin ana prensibini teşkil etmektedir. Allah'ı ve Peygamberi
tanıyan ve Hazret-i Ali'ye bağlı olan Bektaşîler şu yedi prensibe bağlıdır:
İnsanlık, iyilik, adalet, hürriyet, müsavat, çalışkanlık ve insanlık
aşkı...Hacı Bektaş'ın yaşantısı, çeşitli söylentilerle doludur. Onun sözleri,
sohbetleri, uyarılan olağanüstü olaylarla örülmüş, Hacı Bektaş'a çeşitli
kerametler izafe edilmiştir.
- Bu söz ve sohbetler,
çevresindeki müritleri tarafından derlenerek, Hacı Bektaş'a ait Makâlât ve Fevâid
adlı iki eser meydana getirilmiştir. Bu iki eserden ayrı olarak, Hacı Bektaş'ın
Şathiye adlı Türkçe-manzum bir eseri daha olduğu söylenmektedir.
- Hacı Bektaş'ın
ölümünden çok sonra, Bektaşîlerce hazırlanan ve bir destan havası içinde Hacı
Bektaş'ın menkıbelerinden bahseden Velâyetnâme adlı eser çok meşhurdur.
- Hacı Bektaş, gerçek aşka, Allah’ın dostluğuna,
Allah’tan korkarak değil, Allah’ı doyumsuz bir sevgi, arınmış bir yürekle
severek ulaşmayı amaç bilmiştir. Ona göre bu sevgi insanın özündedir. Önce insan
kendisini bilmeli, karşısındakini de sevmelidir. Ve yine: “Sürekli olarak mutluluk
istiyorsan, herkesle dost ol, kimseye kin ve haset besleme.” diye uyarır.
- Hacı Bektaş'a ait olduğu söylenen bir şiirde bu
fikirler şöyle dile getiriliyor :
- Dervişlik hırkada, taçda değildir,
- Hararet nardadır, saçta değildir.
- Her ne arar isen kendinde ara
- Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.
- Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma
- Gerçek erenlerin sözünden çıkma
- Eğer insan isen ölmezsin korkma
- Aşığı kurt yemez, uç'ta değildir.
|