Kuva-yı Milliye düşmanın ateşkes sonrasındaki
haksız işgalleri karşısında yer yer etkili bir direniş göstermişti. Ancak günümüzün
gerillası olarak nitelendirilebilecek bu kuvvetlerle düşmanın düzenli ordusunu kesin
bir yenilgiye uğratmak mümkün olamazdı. Bunun için en azından uzunca bir süre
gerekebilirdi. İstilacı bir düşman ordusunu ülkeden atabilmek için düzenli bir ordu
kurmak ve çağın modern silahlarıyla donatıp eğitmek gerekiyordu. Bu nedenle Kuva-yı
Milliye'nin düzenli bir ordu haline getirilmesi bir zorunluluktu. Diğer taraftan Batı
Cephesi'nde bazı Kuva-yı Milliye birliklerinin disiplinsiz davranışları aleyhte
propagandaların yapılmasına imkân sağlamaktaydı. Bu sırada Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat
Paşa Genelkurmayla tam bir mutabakat sağlamadan Gediz'deki Yunan kuvvetlerine taarruz
etmiş, 24 Ekim 1920'de girişilen bu taarruz başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Yunanlılar
bu harekete cevap olarak Bursa cephesinden taarruza geçmişler, Yenişehir ve İnegöl'ü
işgal etmişlerdi. Uşak'tan yaptıkları taarruzla da birliklerimizi Dumlupınar sırtlarına
çekilmeye zorlamışlardı. Gediz'deki taarruzun başarısızlıkla sonuçlanması düzenli
birliklerle Kuva-yı Milliye'nin karşılıklı suçlamalarda bulunmalarına neden olmuştu.
İşte bu son olay düzenli ordunun kuruluşuna gereken zemini hazırladı.
8 Kasım 1920'de düzenli ordunun
kuruluşuna ait kararlar alındı. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın cephe üzerindeki
otoritesi sarsılmış olduğundan komutanlık görevinden ayrılması uygun görüldü.
Kendisinin de rızasıyla Moskova'ya büyükelçi olarak gönderilmesi kararlaştırıldı.
Batı Cephesi ikiye ayrıldı. Önemli kısımları Batı Cephesi adıyla Genelkurmay Başkanı
olan Albay İsmet Bey'in (İnönü) komutasına verildi. Güney kısmına da özellikle süvari
taşkilatını kurmak üzere Albay Refet Bey (Bele) komutan olarak atandı.
Bu arada İtilaf devletlerinin Mondros mütarekesinin
7.maddesine dayanarak ateşkes çizgisin aşmaları ve güney bölgelerimizin işgaline
girişmeleri Anadolu'nun birçok yerinde kendiliğinden direnişlerin başlamasına yol açtı.
Adana, Maraş, Antep ve Urfa Fransızlara bırakılmıştı. Bu bölgedeyi işgal eden
Fransızların Ermeni azınlıkla işbirliği yaparak halkı sindirme politikası direniş
ve teşkilatlanma faaliyetleri başladı. Fransızlar bölgedeki savaşı kaybettiler ve
geri çekilmek zorunda kaldılar.
|