 |
Saltanatın Kaldırılması
|
22 Ekim 1922 tarihinde İtilaf devletleri TBMM hükümetini
Lozan'da toplanacak olan barış konferansına davet ettiler. Ne var ki, İtilaf
devletleri bu konferansa İstanbul Hükümeti'ni de davet etmişlerdi. Bu durumda Gazi'nin
önünde çözülmesi, hem de acele olarak çözülmesi gereken iki önemli sorun vardı.
Lozan'a gidecek TBMM hükümetini temsil edecek heyetin başkanını seçmek, ikincisi de
İtilaf devletlerinin eski görüşlerinde direnerek Konferansa İstanbul hükümetini de
davet etmeleri karşısında bu konuyu bir çözüme kavuşturmak.
-
- Ankara Hükümeti'ni temsil edecek
heyetin Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve Sağlık
Bakanı Rıza Nur Bey'den oluşması konusunda genel bir hava yaratılmıştı. Rauf Bey
bu işi kendi başına yapabileceği konusunda tereddüt etmekte ve yanına yardımcı
olarak İsmet Paşa'nın verilmesini istemekteydi. Mustafa Kemal ise İsmet Paşa'nın bir
danışman olarak gitmesinden çok Başbakan olarak gitmesinden yanaydı.
Mudanya Konferansı sona erince İsmat Paşa Bursa'ya gitmişti. Mustafa Kemal de İsmet
Paşa'nın heyet başkanı olarak Lozan'a gönderilmesi konusunda kesin bir karara
varabilmek için görüşmek üzere Bursa'ya gitti.
-
- Mudanya Konferansı'nın nasıl yönetildiği
konusunda etraflı bilgi aldı. Fakat İsmet Paşa'ya düşüncesini hemen açıklamadı.
Ankara'dan ayrılmadan önce Yusuf Kemal Be de bu işi en iyi İsmet Paşa'nın yapabileceğini
kendisine söylemişti. Derhal Ankara'ya Yusuf Kemal Bey'e gizli bir telgraf göndererek Dışişleri
Bakanlığından çekilmesini, yerine İsmet Paşa'nın bu göreve getirilmesi için de
yardımcı olmasını rica etti. Yusuf Kemal Bey bu telgrafa derhal olumlu cevap verdi.
Heyet başkanlığını Mustafa Kemal, İsmet Paşa'ya bir oldu bitti biçiminde duyurdu
ve heyet başkanı olarak Lozan'a gideceği buyruğunu verdi.
-
- Fakat asıl önemli sorun, İstanbul hükümetinin
temsilci gördermesine engel olacak yolu bulmaktı. 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat kaldırıldı.
Halifelik bir süre daha bırakıldı. Ancak 1 Kasım gününden önce Mecliste önemli
sayılabilecek olaylar görülmüştür.
-
- Mustafa Kemal, Rauf Bey, Refet Paşa ve
Ali Fuat Paşa, Rafet Paşa'nın Keçiören'deki evinde toplanmışlar, padişahlık
sorununa nasıl bir çözüm getirileceğini konuşmuşlardır. Daha doğrusu Rauf Bey, bu
konuda fikrini açıkça söylemekte, padişahlık ve halifeliğe gönülden bağlı olduğunu
saklamamaktadır. Refet Paşa da Rauf Bey'in görüşlerine katılmaktadır. Ali Fuat Paşa
Moskova'dan yeni geldiği için olayların biraz dışında kalmıştır ve bu konu üzerinde
kesin ve açık bir görüş ileri sürmemektedir. Mustafa Kemal ise, "Sözünü ettiğiniz
husus bugünün sorunu değildir.
-
- Mecliste bazı kimselerin korkup telaş
ve ürküntüye kapılmasına da yer yoktur" demekle yetinmiştir. Bu cevap Rauf
Bey'i tatmin etmişti. Ne var ki, Mustafa Kemal son derece kararlıydı ve bu konuda tarihî
görevin en kısa zamanda yerine getirecekti. Nitekim uygulamaya geçeceği gün ilk iş
olarak Rauf Bey'i odasına çağırarak "Halifeliği ve padişahlığı
birbirinden ayırarak padişahlığı kaldıracağız. Bunun uygun olduğunu kürsüden söyleyeceksiniz"
demiş, Rauf Bey'in bu konudaki düşüncelerini hiç bilmiyormuş gibi davranmıştır.
İlgi çekici nokta da Rauf Bey'in meclis kürsüsünden iki kere bu konuda olumlu konuşması
ve dahası padişahlığın kaldırılması gününün bayram kabul edilmesini önermesidir.
Atatürk, Rauf Bey'in bu davranışını yorumlamak istememektedir. Kanımıza göre Rauf
Bey, padişaha ve halifeye saygılı olsa bile liderine inanmış bir kimseydi ve onun
isteğine gönülden uymuştur.
-
- 30 Ekim 1922 günü bu konu Meclis gündemine
getirilmişti. 31 Ekim günü Mustafa Kemal, Müdafaa-i Hukuk Grubu toplantısında bu
konuda açıklama yaptı. 1 Kasım 1922'de Mecliste tartışmalar yapıldı. Konu ile
ilgili önergeler, Anayasa, Din İşleri ve Adalet Komisyonu'na gönderildi. Bu üç
komisyon bir odada toplanmıştı. Küçük bir odaydı burası. Mustafa Kemal de bir köşede
oturmuş konuşulanları izlemekteydi. Başkanlığı Hoca Müfit Efendi yapıyordu. Din
İşleri Komsyonu üyeleri hocalar, halifeliğin padişahlıktan ayrılmasının mümkün
bulunmadığını kendilerine göre, hiç de bilimsel bir yanı olmaksızın söyleyip
duruyorlar ve hiç kimse de bir karşı fikir ileri sürmüyordu.
-
- Mustafa Kemal dayanamayıp Karma Komisyon
Başkanı'ndan söz istedi ve önündeki masanın üstüne çıkarak son derece kararlı
bir şekilde "Efendiler, dedi, egemenlik hiç kimseye bilim gereği olarak tartışmayla
verilmemiştir. Egemenlik, güçle, irade ile, zorla alınır. Osmanoğulları Türk
ulusunun egemenliğine zorla el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altıyüzyıldan beri
sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara artık yeter, diyerek ve
bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini fiilî olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu
bir oldu bittidir. Söz konusu olan ulusal egemenliği bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız,
sorunu değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes
sorunu doğal bulursa sanırım ki, uygun olur. Aksi takdirde gerçek yine usulü
dairesinde belirtilecektir. Fakat bazı kafalar kesilecektir."
Bundan sonra Mustafa Kemal bu ayrılmanın yapılması konusunda
bilimsel açıklamalarda da bulundu. Hocaların akılları başlarına gelmiş olmalıydı
ki, Mustafa Kemal'e yaptığı bu açıklamalardan yararlandıklarını, şimdi kendisi
gibi düşündüklerini söylüyorlardı. Yasa tasarısı hemen hazırlandı ve Meclisin
ikinci oturumunda okundu. Mustafa Kemal bu konuda Meclisin oybirliği ile karar vermesini
istiyordu. Gerçekten de başkan oya sunup "oy birliği ile kabul edilmiştir"
diye sonucu açıkladığı zaman hafif titrek bir ses "ben karşıyım" demeye
çalışmışsa da bu tek kişinin sesi coşkun kitlenin sevinci içinde kaynayıp gitti
ve 1 Kasım 1922 tarihinde Osmanlı Saltanatı tarihe karıştı.
|
|