Tuvalar, diğer Sibirya Türk topluluklarında olduğu
gibi iki dinlidir. Ancak diğer topluluklar daha çok Hristiyan-Şamanist olduğu halde,
Tuvalar Budist-Şamanisttir. Şamanizm, Tuvalar'ın Türk tarihinden gelen ve hâlen
korudukları inançlarıdır.
Komünist sistem zamanında Tuva'da hem Budizm, hem de Şamanizm yok edilmeye çalışılmış
ve bu bir ölçüde sağlanmıştır. 1928 yılında Tuva'da yirmisekiz tane Budist tapınak
varken, 1980'li yılların başında bunlardan hiç biri yoktur. 1931 yılında; 411
erkek, 314 kadın olmak üzere, ehliyetli 725 Şaman vardır. 1990'lı yılların başında
bunlardan ancak yedisi hayatta kalmıştır. Komunistler, Şamanların işlerini yapmalarını
yasaklamışlar, malzemelerini yakmışlar, yasağa uymayanlara ağır vergiler koymuşlar
veya hapse atmışlardır.
Bütün bunlara rağmen gerek Budizm, gerekse Şamanizm
halkın arasında yaşayarak günümüze ulaşmıştır. 20 Eylül 1992 tarihinde 14.
Dalaylama Tuva Cumhuriyeti'ni ziyaret etmiş ve bayrağını kutsamıştır. Sovyetler'in
çöküşüyle ortaya çıkan hürriyet ortamında Budist tapınakları yeniden inşa
edilmeye başlanmıştır. Şamanlar bir dernek çatısı altında toplanmış, açtıkları
bir merkezde halkı tedavi etme işlerine yeniden başlamışlardır.
Günümüz Türk dünyasında Budizmi resmi din olarak kabul eden tek Türk topluluğu
Tuvalar'dır. Tuva Budizmi, Tibet Lamaizmi'ne dayanan ve Dalaylama'yı -Günümüzde XIV.
Dalaylama görev yapmaktadır. Tanrının yeryüzüne gönderdiği olağanüstü güçlere
sahip bir kimse olarak kabul eden Budizmdir. Bu inanç sistemi, küçük yaşta tapınaklara
(Hüree) alınan çocukların uzun yıllar buralarda yetiştirilerek "lama"
olmaları ve daha sonra öğrendiklerini gittikleri yerlerde, tapınaklarda halka anlatmasına
dayanır. Lamalar'ın öğrettikleri, kitaplarda yazılı olan ve Buda'nın öğretileri
olarak kabul edilen öğütlere dayanır. "Lamaizm Tuva topraklarına XVII. asrın
ilk yarısında girmiştir." Lamalar sadece erkeklerden olur, kadınlar lama
olamazlar.
Tuva'da resmî din olmayan,
fakat halkın daha çok inanıp yaşadığı dinleri ise Şamanizmdir. Şamanizm halk arasında
bu adıyla değil de, eskiden "kam" olan kelimenin Tuva Türkçesi'nde
"ham" şekline dönüşmüş haliyle yaşamaktadır. Şamanlar, doğuştan
getirdikleri yeteneklerini "üstad" Şamanlar yanında geliştirerek yetişirler.
Bu yetenek babadan oğula veya kıza geçtiği gibi, yakınları Şaman olmayan bir kişi
de bu yeteneklere sahip olabilir. Şamanlar'ın en önemli faaliyetleri hastaları tedavi
etmektir. Diğer önemli görevleri arasında; ölümden sonra yapılan 7. 49. günlerin
ayinleri, doğumdan sonra yapılan törenler, önemli dini, milli günlerde yapılan
kutlamaları yönetmek sayılabilir. Şamanlar hastalarını; bitkilerden yapılan çeşitli
ilaçlarla balık yağı, çeşitli hayvanların ödleri; sıvazlama, masaj, tutma yollarıyla
tedavi ederler. Fala bakarak insanın geçmişi ve geleceği hakkında bilgi
verebildiklerine inanılır. Törenlerde, "düngür" dedikleri tefleri eşliğinde,
günün anlamına uygun şiirler okurlar. Bu şiirler; iyilik mutluluk, sağlık dileyen
şaman dualarıdır.
Tuva'da Budizm ve Şamanizmin bir arada yaşamasının, bir insanın hem Budist, hem de Şamanist
olabilmesinin birkaç ana sebebi vardır.
Bu iki inanç sisteminin de ana değeri
"tabiata karşı saygılı olmak" esasına dayanır. İnsanın yeryüzünde
hayatını devam ettirebilmesi için ilk şart; tabiatla ve çevresiyle mücadele etmek
yerine, onunla uyum içerisinde, barışık olarak yaşamayı kabullenmesidir. Saygı
duyulması gereken bu unsurlar insanın en yakın çevresinden, evrenin sonsuzluğuna
kadar uzanır. Yaratılmış her şey, şu veya bu şekilde insanın hayatını etkiler. Güneş;
ışığıyla aydınlık, ısısıyla canlılara hayat verir. Ay; gecenin karanlığını
yok eder. Dokuz kat gökyüzünün her katında iyi insanların ruhları ve büyüklük
derecesine göre tanrılar yaşar.
Yeryüzü bütün canlıların yaşadığı
yerdir. Toprağa karşı saygılı olunmalıdır ve eşelenmemelidir. Her türlü otlar,
çiçekler toprağın üzerindedir. Bu canlılara zarar vermemek, bu canlıları kökünden
sökmemek için Tuva insanı ucu yukarı kalkık çizmeler giyer. Dağlar, ormanlar Tuva
insanının hayatını devam ettirmesinde önemli bir yere sahip olan tüy yabani
hayvanların evidir. Bu yüzden onlara saygılı olunmalıdır. Yediğimiz bütün
yiyecekleri tabiattan alırız. Karşılığında şükranlarımızı ifade etmenin yolu,
bu yiyeceklerden bir kısmını, özellikle temizliğin ve saflığın sembolü olan ak sütü,
tabiata ikram etmektir. Bunun için yeni kaynatılmış sütün üzerinden dokuz gözlü ağaç
kaşıkla (tos karak) çevreye bir miktar saçılır.
Şamanizmde insanın ruhunun olduğuna
inanılır. Hayatında günah işleyenlerin ruhu karadır ve insan öldükten sonra bu ruh
yer altına gider. Ölen iyi insanların ak ruhu göğe yükselir. Gökte derecelerine göre
sıralanmış tanrıların yanında yaşar. Ölen insan herhangi bir canlı olarak tekrar
dirilebilir. Bu yüzden yeryüzündekiki bitkilerin veya hayvanların bir insan olma
ihtimalı vardır. Tuva'da ak sakallıdan dinlediğimiz bir geleneği de burada
belirtmeliyiz: Tuva'lar eskiden ölen insanları ak bir beze sararak çevredeki en yüksek
kayanın üzerine koyarlarmış. Kaya üzerine konan cesedin yanına bir müddet sonra
kuzgunlar konmaya başlarmış.
Kuzgunlar cesedi yerlerse o insanın
ak ruhu olduğuna ve ruhunun göğe yükseldiğine inanılırmış. Eğer kuzgunlar cesedi
yemezlerse o insanın kara ruhlu olduğuna ve ruhunun yer altına gittiğine inanılırmış.
Bildiğimiz kadarıyla; Türk tarihinde ölen insanlar sevdiği eşyaları ve hatta atlarıyla
birlikte mezar kazılarak gömülmekteydi. Tuva'ların yukarıda bahsettiğimiz geleneğine
benzer ölü defnetme, Kızılderili filmlerinde sıkça karşılaştığımız bir vakadır.
|