Tuva Türkçesi, çeşitli Türkologların sınıflamalarında
"d" grubu olarak adlandırılır. Bu adlandırma Eski Türkçe'de bulunan
"d" sesinin Tuva Türkçesi'nde korunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle
Tuva Türkçesi'nin yaşayan Türk lehçeleri arasında Eski Türkçe'ye en yakın dil
olduğu söylenebilir. Moğollar'ın yüzyıllar boyunca Tuva topraklarına hakim olmalarından
dolayı, yaşayan diğer bütün Türk lehçelerinden daha fazla Moğolca kelime, Tuva Türkçesine
girmiştir. Moğolca kökenli kelime oranının Tuva Türkçesi'nde %30'un üzerinde olduğu
sanılmaktadır. Moğolca ve Türkçe'nin tarihte aynı dil ailesinin iki kolu olduğu düşünülürse,
bu oranı biraz aşağılara çekmek mümkün olur. 20. asırda Tuvalar'ın hayatı
Ruslar'la birlikte olduğundan, özellikle teknik terimlerde, Rusça'nın büyük etkisi görülür.
Buna karşılık Müslüman Türk topluluklarında rastladığımız Arapça ve Farsça
etkisi, Tuva Türkçesi'nde yok denecek kadar azdır. Dini terimler daha çok Tibet ve Moğol
kökenlidir.
Tuvalarla bin yılı aşkın bir ayrılığımızın olduğu
düşünülürse dilde farklılıkların bulunması normaldir. Farklılıklar, cümle yapısı
veya eklerden ziyade, ses değişmeleriyle ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, ilk söylendiğinde
anlaşılan binlerce kelime Türkiye Türkçesiyle ortaktır. Bunlardan ilk aklımıza
gelen birkaç kelime: ak, al-, arı, at, baş, başka, beg, bel, beş, bilek, bir, dağ,
demir, dolu, dört, düş, dür-, inek, kara, karış, kulak, kes-, keski, kurt, süt
vb...Bunun dışında binlerce kelime de sadece birses değişimiyle farklılaşmıştır.
Bu tür kelimeler sadece İstanbul ağzını bilen biri için yadırganabilir, fakat
Anadolu ağızlarını bilenlerce bir çırpıda anlaşılan kelimelerdir: aar (ağır),
ool(oğul), daş(taş), dus(tuz), bus(pus), dilgi(tilki), dis(diz) vb...
Bütün bunlara rağmen
Tuva Türkçesi'nin; Çuvaş ve Saha lehçelerinden sonra Türkiye Türkçesi'ne en uzak Türk
lehçesi olduğunu söyleyebiliriz.Tuva Türkleri son zamanlara kadar, kendi yazılı dil
ve edebiyatlarını 20. yüzyıldan başlatıyorlardı. Sovyetler çöktükten sonra,
Tuvalı araştırmacılar eski Türk yazılı abidelerine en çok kendilerinin sahip çıkması
gerektiği inancına vardırlar. Bu amaçla Köktürk bengü taşlarının okunuşunun yüzüncü
yılı münasebetiyle, 1993 yılında büyük bir kurultay düzenlediler. Orhun abideleri
Tuva Türkçesi'ne aktarılarak "Kültegin-Burungu Türk Bijiktin Turaskaaldarı"
(Kültigin-Eski Türk Yazılı Abideleri) adıyla 1993 yılında, Kızılda basılmıştır.
Bilim adamları Eski Türkçeyle,
Tuva Türkçesi arasındaki münasebeti daha fazla incelemeye başladılar. "Tuva'da,
diğer Türk dilli cumhuriyetler gibi, orta dereceli ve yüksek okulların programlarına
'Orhon-Yenisey bengü taşları' adlı dersi koymak, okuma ve öğretim kitapları bastırmak
bir gereklilik haline geldi."
1920'li yıllarda kendi
alfabesi bulunmayan Tuva Türkleri; Moğol, kısmen de Rus alfabesini kullanmıştır.
Tuva Cumhuriyeti'nde alfabe 1930 yılında Türkiye Türkçesi'nin alfabesi örnek alınarak
hazırlandı. Latin kökenli Tuva harflerinin kullanıldığı bu alfabe, bağımsız Tuva
Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'ne teslim olmadan önce Kiril alfabesine teslim oldu. 1941
yılında kabul edilen bir kanunla Kiril alfabesine geçiş kararı alındı. Günümüzde
bu alfabe kullanılmakla beraber, yeniden Latin kökenli alfabeye dönüş de Tuva aydınları
arasında tartışılmaktadır.
Tuva sözü edebiyatı yüzyıllardır
halkın hayatının bir parçası olarak süregelmiştir. Bu edebiyatta en büyük yeri
şüphesiz kahramanlık destanları alır. Mısra başı kafiyeli ve bir müzik enstrümanı
eşliğinde söylenen bu destanların çoğu derlenerek basılmıştır. 1930'lu yıllarda
başlayan yazılı edebiyat geleneği büyük ölçüde komünist ideolojinin etkisinde
kalmıştır. Yine de Tuva Türkleri'nin hayatı, yazılan bu hikaye, roman ve tiyatro
eserlerinde kendine yer bulur. Avcılık ve hayvancılık, toplum hayatını en önemli
iki uğraş alanı olarak, edebi eserlerde geniş olarak işlenir. 1990'lı yıllarda
komunist ideolojinin ortadan kalkması, milliyetçiliğin yaygınlaşması ve bağımsızlık
özlemleriyle birlikte edebi eserlerin muhtevaları da yeni hareketlere yönelmiş,
toplumun komünist sistemce yok edilmeye çalışılan değerleri ön plana çıkmaya başlamıştır.
Tuva Edebiyatçıları arasında;
Salçak Toka, Monguş Kenin Lopsan, Kızıl Enik Kudaji, Viktor Kök-Ool, Salim Sürün-Ool,
Stepan Sang-Ool, Yuri Künzegeş, Oleg Suvakpit, Ekatarina Tanova akla gelen ilk isimler
olarak sayılabilir.
|