Sayfayı Yazdır

Göçün sosyal siyasete etkileri   


        Milyonlarca insanın doğduğu topraklardan ayrılıp pek çok sıkıntılara katlanması, göç ettikten sonra yüzyıl öncenin şartlarında iskân edilmeleri, muhacirlerin yeni çevrelerine uyum sağlamaları, birbirleriyle ilişkili ve tamamen inanç bazına dayalı kollektif bir şuurun yönlendirdiği muazzam bir sosyal hareket dizisidir. Göç haretinin yöneldiği Osmanlı devletinin Halife-i Rûy-ı Zemîn ünvanını taşıyan padişahının bu dizide son derece önemli bir yeri vardı. Göç yıllarında Osmanlı Padişahı olan Abdülaziz Han ve II. Abdülhamid Han'ın Müslümanların "Dârü'l-İslam"a göçüne daima sempati ile bakmışlar ve göçmen meselelerinin çözümünde her türlü imkânın kullanılmasını sağlamışlardır. Özellikle 32 yıl 7 ay 27 günlük sultanlığı esnasında kemiyet olarak göç hareketinin önemli kısmı cereyan eden II. Abdülhamit Han, göç hareketi etrafında gelişen panislamist ve bir yönüyle de pantürkist bir politikayı fiilen desteklemiştir.

      Diğer taraftan göç olayında suje durumunda olduğunu söyleyebileceğimiz Kırım, Kafkasya ve Balkan Müslümanlarını da binlerce yıllık anayurtlarından kaldırıp yollara düşüren etkenler de tamamen dinî temellidir. Osmanlı-Rus ilişkilerindeki gerginlikler sonrasında Rus veya Balkanlarda Hristiyan gaçlerinin baskısı altında kalan Müslümanlar, İslamî bir fenomen olan hicret konusunun dinî önderler tarafından işlenmesi ile bugünün şartlarında bile ne kadar riskli olabileceği belli olan bir göçü kabullenmişlerdir. Bugün, sayılamayacak bâdirelerden sonra göçedilen topraklarda doğan birkaç kuşak sonraki torunların atalarına yönelttiği kandırılma, ahmaklık suçlamaları Allah rızasından başkasını gözetmeyerek muhacir olmabilmiş inanmış ataların kemiklerini sızlatmaktadır. Gerçekten de "muhacirün fi sebîlillah" (Allah yolunda hicret eden) olmayı başaran insanlar, "mucahidün fi sebîlillah" (Allah yolunda cihat eden) olmaları gerektiğinde hiç tereddütsüz cephelere koşmuşlardır.

      Hilafet makamının potansiyel gücünü kullanmak isteyen II. Abdülhamit Han, Batılı büyük devletlerin desteklediği ayrılıkçı akım ve hareketlere karşı tarikatların müntesipleri arasında kurduğu irkî farklılığı ortadan kaldıran kardeşlik duygusundan yararlanmak istemiş, hilafet merkezine uzaklıklarını düşünmeden Batılı devletlerin sömürgesi halindeki İslam toplulukları ile ilgilenmiş ve Türkistan, Japonya, Afrika ve Çin'e şeyh ve derviş kafilelerinin gönderilmesini sağlamıştır. Bu dervişlerin çalışmaları ile İslam'a girerek "Halife-i Ruy-ı Zemin"e biat eden Çinli Müslümanlar Pekin'de açtıkları "Hamidiye Üniversitesi" ile bağlılıklarını göstermek istemişlerdir.

      Özbekler Dergâhı Şeyhi Süleyman Efendi, 1879'da resmî görüşmelerde bulunmak üzere heyet başkanı olarak gittiği Macaristan'da, Peşte'de toplanan "Turan Kongresi"nde II. Abdülhamit Han'ı temsil etmiş ve daha sonra da Türkistanlı Türler ile görüşerek Osmanlı devleti adına çalışmak üzere resmî görevle anayurdu olan Türkistan'a giderek Ortaasya'da çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Lügat-ı Çağatayî ve Türkî-i Osmanî adlı son derece önemli bir sözlük çalışmasının da müellifi olan Şeyh Süleyman Efendi, bu kitabına yazdığı önsözde manzum olarak ve Çağatay lehçesiyle:
Hem sefaretle seyahat kıldım
Türkmenin halini bir bir bildim
Cins ü mikdarını defter kıldım demekte ve
Peşte'deki Turan Kongresi'ni anlatırken de:
Cüme bir gelüben el öpdü
Türk dep (diye) alkışla kıyamet koptu mısralarıyla dile getirmektedir.

        Şeyh Süleyman Buharî, Türkistan'da bulunduğu sürede Türk boylarını yerleşim yerlerindeki dağılımını ve nüfuslarını tespit ederek kayda geçirmiştir. Kırım ve Kafkasya'dah Osmanlı topraklarına olan göçe benzer bir hareketin Türkistan'dan Anadolu'ya planlanmasının hazırlığını düşündüren bu çalışmalar, II. Abdülhamit Han'ın ufkunu göstermesi yönüyle de ilginçtir. Fakat Türkistan'dan Anadolu'ya bazı Türk topluluklarının getirilerek yerleştirilmesi planlanmış olsa bile Osmanlı devletindetiki gelişmeler ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi bunun realize edilmesini engellemiştir. II. Abdülhamit Haçlı sömürgesi olarak yaşayan Müslümanları hilafete manen bağlı tutmak ve dünya Müslümanlarını büyük bir güç halinde organize etmek istemiştir.. II. Abdülhamid Han'ın bu uzak görüşlü ve aktif politikasından tedirgin olan Rus ve İngiliz yönetimleri mukabil faaliyetlerde bulunmuşlar ve Ruslar Balkanlarda, İngilizler ise Ortadoğu'da Osmanlı devletini parçalamaya yönelik ayrılıkçı hareketleri organize etmişlerdir.

        27 Nisan 1909'da tahttan indirilene kadar Osmanlı yönetimini elinde tutan II. Abdülhamit'in Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan gelen göçmenlerin iskânında uzun vadeli düşündüğünü ve Osmanlı devletinin yaşamasını sürdürmesine en uygun politikayı izlediğini anlamak zor değildir. Hükmü gerçekçi bir hükümdür. İster itiraf edilsin, isterse edilmesin II. Abdülhamit Han'a karşı bazı çevrelerin duyduğu rahatsızlığın temelinde de bu gerçek yer almaktadır.

Geri

Copyright  © 2001