Göç hareketinin Osmanlı
topraklarındaki ekonomik aktivitenin artışını sağladığı tespit edilmiştir.
Osmanlı ekonomik tarihi incelemelerine göre, göç hareketinin zirvesini yaptığı
1885-1912 yılları arasında Osmanlı ülkesindeki genel üretim ve özellikle ziraî üretim
büyük artış göstermiştir. Bu yıllarda devletin altın stokları ve yatırımları
artarken eğitim ve sağlık alanında önemli ilerlemeler ve müesseseler oluşmuştur. Sağlam ve köklü dinî ve siyasî bağlar,
"muhacirler" ile Anadolu'nun yerlisi olan Müslümanlar arasındaki kültür ve
dil farklarının üstesinden gelerek tek bir kültürel ve siyasî kimlik altında birleşmeyi
ve kısa sürede kaynaşmayı sağlamıştır.Bir yüzyıl boyu süren göç olayının kültürel
etkileri ve bunun politik yansımaları çok önemlidir. İslamcılık, Turancılık ve
tarih olarak daha sonra gelen Milliyetçilik akımlarının gelişiminde göçmen
ailelerin oynadığı rol, Osmanlı toplumundaki ideolojik ve kültürel akımların anlaşılmasında
mutlaka gözönünde bulundurulması gereken bir noktadır. Göçmen grupları, sıradan Müslümanlar
yanında iyi eğitilmiş insanları, asırlardır liderlik pozisyonunda bulunmuş köklü
aileleri ihtiva ediyordu. Bu ailelerin bazıları çocuklarını İstanbul'a göndererek
okutmuştu.
Diğer kısmı ise çocuklarını
öğrenim için Moskova, Viyana, Paris ve Berlin gibi önemli merkezlere gönderecek
derecede şuurlu idi. Bu iyi eğitilmiş göçmen çocukları daha sonra Osmanlı üniversiteleri
ile toplumun kültürel hayatında lider pozisyonlara geldiler. İyi yetişmiş bu genç
kadrolar sadece daha ileri seviyede eğitim ve asalet duygusunu değil, şiddetli Rus
aleyhtarı duyguları ve ellerinden alınmış anayurtlarına duydukları yakıcı hasreti
de taşıyorlardı. Onuncu Yüzyıla kadar uzanan köklü bir İslamî geleneğe sahip
olan ve İslam dünyasının sayılı kültür merkezlerinden biri olan Kazan'dan ve İmam
Şamil ile sembolize edilen Kafkasya Müridizmi hareketinin merkezi olan Dağıstan'dan
gelen Müslümanlar arasında günümüze kadar etkileri ulaşan büyük İslam âlimleri
ve mürşidler de göç hareketine katılmış ve hatta toplum üzerindeki etkileri ile göç
olayını yönlendirmişlerdir.
Bu şekilde İslamî bir vasıf
alan göç hareketi ile ilgili isimler arasında Mehmed Âkif'in Süleymaniye Kürsüsü'nde
konuşturduğu ünlü âlim ve seyyah, Japonlara İslamı tebliğ ile Tokyo'da İslam
cemaatı oluşumuna vesile olan Özbek kökenli Sibirya Türklerinden Abdürreşid İbrahim,
1849'da doğduğu Dağıstan'da Şeyh Şamil ve oğlu Gazi Muhammed Paşa'nın yanında
Ruslarla yıllarca çarpıştıktan sonra İstanbul'a gelen Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanvî'ye
intisap ettikten sonra mürşitliğe kadar ilerleyen Nakşi Şeyhi Ömer Ziyaüddin Dağıstanî,
aralarında Nurettin Topçu'nun da bulunduğu bir çok Anadolu aydınının feyiz aldığı
Nakşi Şeyhi Kazanlı Abdülaziz Bekkine, aslen Şirvanlı olup 1892'de Bursa'ya hicret
etmiş Dağıstanlı bir aileye mensup olan ve daha sonra Ömer Ziyaüddin Dağıstanî'ye
intisap eden, 13 Kasım 1980'de vefat edene kadar irşadını sürdüren Mehmed Zahid
Kotku, son Osmanlı şeyhülislamlarından Ömer Hulusî Dağıstanî ve daha pek çok İslam
âlimi göç olayının "hicret" olarak anlaşılmasını hatırlatmaktadır.
|