Osmanlı Devleti daha
Fatih Sultan Mehmed zamanında Dağıstan 'la temasa geçmiştir. Kırım ve Kuban bölgelerini
1475'te ele geçirerek Kafkasya'daki Çerkes-Kabartay bölgesini doğrudan idare etme
imkanını bulan Osmanlı Devleti, Kırım Hanları vasıtasıyla Kafkasya'yı kuzeyden
kontrol altına almış; Dağıstan- Azerbaycan bölgesindeki yerel hanların hükümranlığını
tanımak suretiyle de bölgenin kontrolünü bütünüyle elinde tutmaya çalışmıştır.
Bölgeyi işgal niyetinde olan Rus ve İran politikaları karşısında Dağıstan ve büyük
bir çoğunluğu müslüman olan diğer Kafkas kavimleri, hilâfet merkezi olma özelliği
ve Sünni Müslümanlığından dolayı zaten sempati duydukları Osmanlı Devleti'ne
yaklaşmışlardır.
Kafkasya'nın Müslüman ahâlisi her zaman Osmanlı Devleti'nin ilgi alanına girmiş, bu
bölge halkının karşılaştığı çeşitli sıkıntı ve zorluklar, Devletin gündeminde
dâima yer bulmuştur. Osmanlı Devleti'nin Rusya ile andlaşma yaptığı ya da arayı
iyi tutmayı gerekli gördüğü, yahut gücünün yetmediği dönemlerde Kafkas
kabilelerinin yardım taleplerini ve bazı isteklerini yeterli derecede karşılayamadığı
zamanlar da olmuştur. Buna rağmen Kafkas Kavimleri, Rusya ile ihtilâfların kuvvetlendiği
zamanlarda Osmanlı Devleti'nin en büyük destekçisi olmuşlardır. 2 Aralık 1790 tarihinde Dağıstan ve
Kabartay halkı, İmam Mansur'un mührüyle mühürleyerek İstanbul'a gönderdikleri bir
raporda, "1778 yılında... Osmanlı Devleti'ne hizmet etmek üzere Dağıstan'dan
hareketle Anapa'ya geldik..." diyerek, bölgenin müslüman halkı ile Osmanlı
Devleti arasındaki kuvvetli bağlara işaret ediyorlardı. Osmanlı Devleti, ihtiyaç
halinde başta Kumuk Hâkimi olmak üzere Dağıstan hâkimlerinden askerî yardım
isteklerinde bulunmuş, kimi zaman da kendisi bölge ahâlisine askerî yardımlarda
bulunmuştur. Bilhassa Şeyh Şâmil zamanında Kafkaslar ile Devlet-i Âliye'nin çok yakın
münasebetleri ve maddi yardımları olmuştur.
Devletin bölgeye gönderdiği
yöneticilerinden bazılarının yetersiz, hatta kötü niyetli olmalarının da ilişkiler
üzerinde olumsuz etkileri olmuş; ancak yöre halkı, suçu bu kişilerde bularak Osmanlı
Devleti'nden soğumamıştır. Osmanlı Devleti de bu konuda gerekli hassasiyeti göstererek,
gerektiğinde işini ağırdan alanların yerine bile derhal başka birini görevlendirmiştir.
Rus işgali karşısında, eski gücü kalmamış olan Osmanlı Devleti'nden doğru dürüst
bir yardım alamamış olmalarına rağmen Dağıstan ve Kafkas ahâlisi, yine de 1877-78
Osmanlı-Rus savaşında Rusya'ya karşı ayaklanmak suretiyle Osmanlı'nın yanında yer
almışlardır. Dağıstan ve Kafkas halklarının bu vefakâr davranışları Osmanlılar
nezdinde değerlendirilmiş ve Rus işgali ile birlikte vatanlarını terketmek zorunda
kalan Çerkes, Avar, Osetin, İnguş ve Kumuk...binlerce Müslüman aileye kucak açılmış,
kendilerine Anadolu topraklarından yerler ve çiftlikler verilmiştir. Dağıstanlı
gaziler Ordu-yı Hümâyun'a alınarak kendilerine rütbe ve hizmetlerine göre maaş bağlanmıştır.
Ülkenin çeşitli bölgelerine
yerleştirilen muhâcirlerin devlet tarafından ihtiyaçlarının giderilmesine çalışılmıştır.
Bu işle görevli olarak Muhâcirun Komisyonu kurularak göçmenlerin her türlü ihtiyaçlarının
karşılanmasına çalışılmış, hatta 1899 yılında bu komisyonun başına bizzat II.
Abdülhamid Han geçerek, göç meselesiyle doğrudan ilgilenmiştir. Kendilerine gösterilen
ilgiden memnun kalan muhâcirler, zaman zaman ilgililere ve Saray'a memnuniyetlerini
arzetmişlerdir. Dağıstan ve Kafkas Müslümanları cesaret ve kahramanlıklarını
Osmanlılar'ın hizmetine sundukları gibi, ortaya koydukları ilmi eserleri de Osmanlı
Padişahları'na arzetmişlerdir. Nitekim, Dağıstan ulemâsından İbrahim Efendi,
Miftah-ı İlm-i Kelâm adıyla telif ettiği kitabını Padişaha sunmuş, bu sebeple
kendisine atıyye verilmiştir.
Padişahlar, Osmanlı
Devleti'ne bağlılıklarının devamını sağlamak için Dağıstan Han ve Emirleri'ne kıymetli
hediyeler göndermişler, elçilerinin harcırahlarını karşılamışlardır. Osmanlılar
ile Dağıstan Hanları arasındaki yakınlığın derecesi, yeni doğan bir şehzadenin
doğum müjdesinin, başta seraskerlik rütbesine yükseltilen Dağıstan Valisi Sürhay
Han ile Bâbu'l Ebvâb (Derbent) Hâkimi Şeyh Ali Han olmak üzere diğer hanlara bir Nâme-i
Hümâyun ile bildirilmesinde görülmektedir. Nâmede, bu müjdenin bütün halka
duyurulması ve her mahfil ve mescidde dualar ile bu sevincin paylaşılması istenmiştir.Osmanlılar'la
Dağıstanlılar arasında XV. Asırda başlayan siyasi ve askeri ilişkilerin son
zamanlardaki canlı bir örneği, 1917 Bolşevik İhtilali'nden sonra yaşanmıştır. Dağıstan
Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurmak amacıyla Osmanlı yetkilileriyle görüşmek üzere,
içinde daha sonra kurulacak devletin başkanı olacak olan Abdülmecid Çermoy' un da
bulunduğu ve Dağıstan ve Çeçen temsilcilerinden oluşan bir murahhas heyet önce
Trabzon'a gelmiş, burada Türk murahhas heyeti ile gerekli görüşmelerde bulunduktan
sonra Batum'a geçmiştir. Burada Enver Paşa ile de görüşen heyet, izlenecek
stratejinin detaylarını tesbit etmek üzere, bu Paşa'nın beraberinde gemiyle İstanbul'a
gitmiştir.
Dağıstanlılar'ın bağımsız
bir devlet idealiyle, Enver Paşa'nın Kafkaslar'da bir İslâm Devleti kurmak ve Türkiye
ile Rusya arasına bir set çekmek siyaseti birbiriyle uyuşuyordu. Heyetin gelişi İstanbul
basınında gereken ilgiyi uyarmış, meselâ Tasvîr-i Efkâr gazetesi, Dağıstan
heyetinin Osmanlı Devleti'nden yardım talebinden bahisle, "...Şimâli Kafkasya'nın
Rusya'dan fekki (ayrılması) itibariyle, Hükümet-i Osmaniyye ve ahâli-yi mahalliyenin
(yerli ahalinin) âmâl ve menâfiine muvâfık (emelleri ve menfaatlerine uygun) bir
tarz-ı idâreye (idare tarzına) mazhar olmasına muâvenet ve müzâheret (yardım ve
destek) buyurulması istirhâmında bulunduğunu..." yazmıştır. Nitekim Osmanlı
Devleti, 11 Mayıs 1918'da ilân edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni, Sovyet-Rus hükümetini
yıldırımlarını üzerine çekmesi pahasına tanıdığını bildirmiş. 8 Haziran
1918'de Kafkasya bölgesinde kurulmuş olan milli cumhuriyetler ile dostluk andlaşmaları
imzalanmıştır.
Osmanlı 'nın bu yeni
cumhuriyete desteği yalnız siyasi boyutuyla kalmamış; Ermeni ve Rus saldırılarına
karşı askeri yardım talebi de karşılanarak, 15. Piyade Fırkası ile Tarki'ye kadar
olan saha emniyet altına alınmıştır. Ancak, Dağıstan halkının büyük bir sevinç
ve coşku ile karşıladığı Osmanlı ordusu, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile
Kafkaslar'dan çekilmek zorunda kalınca, Derbent ve Petrovsk istasyonlarından Dağıstanlı
Müslüman halkın gözyaşları ile uğurlanmıştır. Osmanlılar'ın yerli Müslüman
halka desteği ve yaptıkları fedâkarlıklar bugün hâlâ Dağıstanlılar'ın hafızasında
canlı bir şekilde yaşamakta ve şiirlere konu olmaktadır.
|