Dağıstan VII. Yüzyılın
40-50'li yıllarında Emeviler döneminde İslâmiyet ile tanıştı. İslâm'ın
gelmesiyle birlikte putperestlik, Hristiyanlık, Zerdüştlük ve Yahudilik dinlerinin
yerini almaya ve Dağıstan halkları kademe kademe müslüman olmaya başladılar. Dağıstan'ın
ilk İslâm merkezi, Müslüman Arap akınları sonucu 652-53 yıllarında fethedilen
Derbent oldu. İlk müslüman olan bölgeler Tabasaran, Kumuk, bazı Lezgi bölgeleri ve
özellikle Saruh oldu. Derbent'ten sonra Hunzah, Batri, Tarki ve Kaytag da İslâm şehirleri
haline geldiler.
Dağıstan'ın çağdaş yazarlarından Resul Magomedov, İslâm'ın kendilerine neler
kazandırdığı konusunda şunları yazıyor:
"İslâm'dan önce bütün Kafkas kavimleri gibi Dağıstan halkları da dil,
din, etnik yapı ve coğrafi bakımdan birbirinden kopuk durumda idiler. Bu durum kavimler
arasıda şiddetli düşmanlıklara ve çatışmalara yol açıyordu. Yerli kavimlerin
hemen tamamının müslüman olmasıyla Dağıstan kavimleri arasında din birliği sağlanmış
ve kavimler arası etnik çatışmalar da ortadan kalkmıştır. Bu ihtilaflar devam
etseydi, vatanımız için çok büyük felaketler söz konusu olurdu. Medreselerin her
yere yayılması sayesinde bu birlik sağlandı. Bu medreselerden yetişen âlimler, müftüler,
din hocaları çok milletli çevrede çatışmaların önlenmesinde çok önemli rol oynadılar.
İslâm, en zor anlarda Dağıstan halklarını bir araya getirdi ve kavimleri birbirine
yakınlaştırdı. İslâm böyle bir amaca bugün de hizmet etmelidir." Gerçekten, İmam Şâmil Ruslar'a karşı yürüttüğü
bağımsızlık savaşı ile yakınlarda cereyan eden ve yukarıda değindiğimiz
Azeri-Lezgi anlaşmazlığı örneğinde olduğu gibi, din birliği en zor anlarda Dağıstan
halklarını bir araya getirmeye yetiyordu. İslamiyetle birlikte Dağıstan halkları
arasında eğitim ve medeniyet gelişmiş, dini, edebi ve tarihi eserler ortaya konmuştur.
Riçi ve Kumuk'ta VII. Yüzyılda Araplar tarafından kûfî hatla yazılmış eserler
bulunmuş; kabir taşlarında, metal ve ağaç eşyalarda Arap epigrafisinin(hat) zengin
örnekleri tesbit edilmiştir. Yukarıda geçtiği gibi, Dağıstanlı şairlerin ilk şiirlerini
Arapça olarak yazmaları, bu dilin baştan beri Dağıstan kültürüne ne derece nüfuz
ettiğini göstermektedir.
Dağıstan nüfusunun büyük
çoğunluğu Sünni Müslümandır. Özellikle XVIII. Yüzyıldan itibaren Nakşibendi
tarikatı Ruslar'a karşı yürütülen mücadelede gösterdiği etkinlikle büyük bir nüfuz
kazanmıştır. Dindar olan halk ilme büyük önem vermiş ve hemen her dağ köyünde
bir medrese yaptırmıştır. 1913'te Dağıstan'da 360'ı ulu cami olmak üzere 2060 cami
vardı. Komünizmin dini müesseseleri henüz yıkmaya başlamadığı 1928 yılında da
810 medrese ve camilere bağlı 400 okul bulunmaktaydı. Asrın başlarında din adamlarının
sayısı da 35-40 bin civarıda olup, dini esaslara göre işleyen yönetimde din adamlarının
(ulema) büyük bir etkinliği vardı. Bunlar her avulda (köy) bulunuyor, temiz yaşantılarıyla
şöhret kazanıp halka her konuda örnek oluyorlardı. Ulemanın halk üzerindeki tesiri
Rus işgali karşısında kendisini göstermiştir. Çar ordularının XIX. Yüzyılın başlarında
Dağıstan'a yaptığı hücumlara tek başına karşı koyamayan hanlık ve beyliklere
karşılık; Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve İmam Şâmil gibi din adamları, Dağısta, Çeçenistan
ve Batı Kafkasya halklarını açtıkları İslâm bayrağı altında toplamayı başarmışlar
ve otuz yılı aşkın bir zaman bütün dünyayı kendilerine hayran bırakan bir direniş
örneği sergilemişlerdir. İmam Şâmil'in 1859'da teslim olmak zorunda kalması ile
ezilen mücadele sonra da söndürülememiş, 1877 yılında yeniden canlanan Dağıstan
ve Çeçenistan milli özgürlük hareketlerinin öncüleri, daha sonra Türkiye 'ye gelen
Ömer Ziyâeddin Dağıstanî'nin de aralarında bulunduğu yine bu ulema zümresi olmuştur.
Sovyet hakimiyeti altında
bu camiler yıkılarak sayıları 27'ye düşmüş, medreseler ise tamamen yok edilerek
binlerce paha biçilmez el yazmaları, Kur'anlar ve dini eserler yakılmıştır.Dağıstan'ın
iftiharı ve İslâm dünyasında meşhur binlerce âlim ve müderris toplama kamplarında
öldürülmüştür. Böylece Dağıstan, Sovyet hâkimiyeti altında tarihinde görmediği
maddi ve manevi kültür tahribatına uğramıştır. Bu büyük tahribatın ve tarihi
zenginliklerini kaybettiklerinin farkında olan bugünkü Dağıstanlı yazarlar, halen Dağıstan'da
yaşanan sosyo-kültürel dejenerasyon ile alkol bağımlılığı, suçluluk ve her türlü
ahlaki çöküntünün bu hafıza kaybından kaynaklandığı ifade etmekte, buna karşılık,
mescidlerin yeniden açılması ve yaşlılarla birlikte binlerce çocuğun açılan
medreselerde ve evlerde dini bilgileri yeniden öğrenmeye başlamaları sebebiyle geleceğe
ümitle bakmaktadırlar. Gerçekten bugün Dağıstan'da kapalı bulunan camilerin açılmasının
yanısıra halen çok sayıda cami de inşa edilmektedir.
Dağıstan Müslümanları yaşanan
büyük ekonomik sıkıntılara rağmen hac ibadetine de büyük önem vermekte ve her yıl
binlerce Dağıstanlı zor şartlara rağmen hacca gitmektedir.
Anayasaya göre Rusya Federasyonu demokratik ve laik olup, din devletten ayrılmıştır.
Ancak pratikte durumun farklı olup evden çıkmadan, sadece televizyon ve radyo yayınları
ile basın dünyasında dinlere eşit yaklaşılmadığını herkesin görebileceği Dağıstanlı
aydınlar tarafından dile getirilmekte ve Hristiyan Ortodoksluğun aşama aşama devlet
dini haline getirildiği ifade edilmektedir.
Yetmiş yıllık din karşıtı
bir uygulamaya rağmen bugün hâlâ Arapça bilen insanlara rastlanması, yeni açılan
orta ve yüksek öğrenim kurumlarında Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinde büyük bir
rağbet gösterilmesi Dağıstan'nın bugünkü dini yapısı hakkında fikir vermektedir.
|