XVI ve XVII. Yüzyıllar
Dağıstan'ın Kırım Hanlığı vasıtasıyla Osmanlı Devleti'ne tâbi olduğu dönemdir.
3 Kasım 1578'de Kırım Hanı II. Mehmed Giray'a yazılan Nâme-i Hümâyûn, ülkenin
Osmanlı'ya bağlı olduğunu gösteren önemli bir belgedir. Bu nâmede III. Murad, Kumuk
Hâkimi Şamhal ile Dağıstan hâkimleri olan Tabasaran, Avar, Çeçen, Kabartay ve
Karabudak Beyleri'nden Kırım hanı ile birlikte Şirvan Seferi'ne katılmalarını ve
gereğinini yapılmasını istemiştir. Dağıstanlılar bu emre itaat ederek Kuzey
Kafkasya'daki diğer kavimlerden olan Çerkesler ve Nogaylar ile birlikte kendi atlıları
ile Kırım Ordusu yanında ve Osmanlı Serdarı emrinde Şirvan savaşlarına ve Karabağ
akınlarına katılmışlardır.
Dağıstan'ın en büyük hükümdarı Kumuk ve Kaytak Hâkimi
Emir Şamhal başta olmak üzere, Tabasaran ve Avar Beyleri 1475'ten itibaren Osmanlı
hizmetine girerek, kendilerine sancaklar ve arpalıklar verilmek suretiyle taltif edilmişlerdir.
Bu beylerin Osmanlı ordusuna çok büyük hizmetleri geçtiğinden, 1611 ve 1618 Barış
Andlaşmaları'nda Sünni Dağıstan'ın Osmanlılar'a bağlılığı ısrarla Şah
Abbas'a kabul ettirilmiştir.
Osmanlı hakimiyeti altında
bulunması, bu dönemdeki Dağıstan'ın sosyo-ekonomik yapısı hakkında Osmanlı arşiv
belgelerinden yararlanma imkanı sağlamaktadır. Nitekim 1587 yılında Demirkapı'da
(Derbent) bulunan Şirvan Serdarı Vezir Ca'fer Paşa'ya gönderilen fermanda; bu dönemde
güven ortamının sağlandığı, daha evvel yurtlarını terk etmiş olan iki-üç bin
hanenin (yaklaşık 10-15 bin kişi) topraklarına geri dönerek vatanlarını imar
ettikleri ve sınırların düşman tecavüzlerinden korunduğu belirtilmektedir.
Fermanda, bu gelişmeler sonucu büyük miktarda üretim artışı sağlandığı ve bu
artış sebebiyle bir önceki yıl (1586 yılı) merkeze (İstanbul ) 8 milyon 700 bin akçe
gönderilmiş olmasına karşılık, 1587 yılında 20 milyon akçe beklendiği de dile
getirilmektedir.
Bu dönemdeki çok önemli siyasi
gelişmelerden birisi de IV.İvan (Korkunç İvan) zamanında Ruslar'ın Ekim 1552'de
Kazan Hanlığı' na son vermesidir. Böylece Rusya tarihinde yeni bir dönem açılmıştır.
Kazan'ın düşmesiyle Ruslar'a kısa bir zamanda Hazar Denizi kıyılarına ve
Kafkaslar'a dayanmanın yanı sıra, Sibirya ve Türkistan istikametine yayılma imkânı
da doğuyordu. 1556'da Altın Orda'nın son kalıntısı olan Astrahan Hanlığı'nın düşmesiyle
de Ruslar Osmanlılar'la temasa geçmişlerdi. Kazan ve Astrahan'ın ele geçirilmesiyle dünya
ticaretinin işlek yollarından biri olan İdil -Volga nehri ile Kuzey Kafkasya ve Hazar
yolları Ruslar'ın denetimine girmiştir. Bu sebeple, yalnız İngilizler gibi Batılı
ülkeler değil, Ruslar'ın doğuya sarkmasından henüz endişe etmeyen Türkistan hanları
da Moskova ile ticari işbirliği yapma yolunu tutmuşlardır. Rus yayılması başta
Hristiyanlar olmak üzere bazı Kafkas kavimlerinin de yüzlerini Moskova'ya çevirmelerine
sebep olmuştur.
XVIII. yüzyıl Kafkaslar'ın
Ruslar tarafından fiilen işgal edilmeye başlandığı bir dönem olmuştur. Bu amaçla
Ruslar, uzun vadeli bir plan uygulayarak, Kazaklar'ı Kuzey Kafkasya'ya yerleştirmeye başlamışlar
ve bir Kazak Hattı oluşturmuşlardır. Bu dönemde Ruslar, Kafkasya'yı işgalin âdeta
provasını da yapmışlardır.
|