Çeçenistan, Abhazya ve
Güney Osetya'yı da içine alan Kuzey Kafkasya, Karadeniz'den Hazar Denizine uzanan, Gürcistan
ve Azerbaycan'ın kuzeyinde yer alan, kuzeyde Kuban ve Kuma ırmaklarıyla sınırlandırılan
coğrafi bölgedir. Bölge, insanlığın bilinen tarihinin en eski dönemlerinden beri
dikkati çekmiştir. Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarına Ortadoğu ve bazı Avrupa ülkelerinde
Çerkesler ortak adı verilmektedir. Bu ad bazen yalnızca Kuzey Batı Kafkasya halkları
için kullanılmaktadır. Kuzey Kafkasya'nın otokton halkları 10 farklı dil ile bu
dillerin 40'a yakın lehçelerini konuşurlar. Bazı tarihçiler, insanlık tarihinin en
eski belgelerinden bazılarının Kafkas dillerinde olduğunu yazmışlardır. Kuzey
Kafkasya eski çağlarda Karadeniz sahilindeki kolonileri vasıtasıyla eski Yunanistan,
Roma-Bizans, Orta Çağın İtalyan siteleriyle ilişki içinde olmuştur. Kuzey Kafkasya,
çok sayıda farklı dillere karşın, eski, köklü bir ortak ve kendine özgü kültür
alanı olmuştur. Bir İngiliz tarihçisinin ifadesiyle "Asya'nın en gelişmiş
toplum kültürüne sahip halkı, Kuzey Kafkasyalılardır." Bu nitelendirme, 19. yüzyıl öncesi
Kuzey Kafkasya'ya aittir. Kuzey Kafkasya'nın otokton halkları en eski dönemlerinden
itibaren semavi dinlerle tanışmışlar. Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık
tarih boyunca farklı ölçülerde yaygınlaşmıştır. Halen Kuzey Kafkasya otoktonlarında
her üç dinin de mensupları vardır. Dil ve din farklılıklarına rağmen köklü ortak
kültür birlik düşüncesini daima ön planda tutmuştur. Bu yönden dünyanın en
ilgiye layık bir bölgesidir. Kuzey Kafkasya halkları tarihin hiçbir döneminde, başka
toplumlara saldırmamış, başka ülkeleri işgal etmemişlerdir. Bu yönleriyle savaşçı
değil barışçı toplumlardır. Ancak kendileri saldırıya uğradığında, toplumsal
yapılarını, kültürlerini ve ülkelerini inatla savunmuşlardır. Bu halklar, çok
uzun tarih boyunca 19. yüzyıl sonlarındaki Rus işgaline kadar, bağımsız ve kendi
geleneksel-toplumsal düzenlerinin sağladığı barış ve güven ortamı içinde yaşamışlardır.
Kuzey Kafkasya halkları her dönemde kendilerine özgü toplumsal düzenin üstünlüğünü
düşünmüşlerdir.
|